28 Şubat 2010 Pazar

BİRİ MUSTAFA BALBAY’A SÜREKLİ MEKTUP YAZIYOR

Odatv olarak da yakından tanıdığımız biri sürekli Silivri cezaevinde yatan Mustafa Balbay’a mektup yazıyor.
Yazdığı mektupları e mail olarak Balbay’ın Cumhuriyet gazetesindeki adresine gönderiyor.
Aynı iletiyi www.bakiselamlar.com adresine ve Çorum Haber gazetesine gönderiyor.
Aralık 2009’dan bu yana kısa aralıklarla bu iletileri inatla sürdürüyor.
Yazılarda Mustafa Balbay’ın “Ergenekon” nedeniyle tutuklanasından da söz edilmiyor.
Yazılar, yazanın ilk mektuplardan birinde de belirttiği gibi, bir zamanlar yazarların birbirine yazdığı ve edebiyat tarihine “mektup” türü olarak geçen türün “elektronik posta” olarak geçmesi amacını taşıdığı belirtiliyor.
Bir edebiyat türü olarak bu kabul edilir veya edilmez, ama bunu inatla sürdüren odatv yazarlarından A.Mümtaz İdil.
Aşağıda, onun Mustafa Balbay’a yazdığı son mektubu sunuyoruz.
Sevgili Balbay,
Kışı erteleyip Kahire'ye gidelim
Ey sevgili. Meşe ormanı saçlım,
Kendimize bir kötülük yapalım
Bir akşam üstünün aldanışları için
Ahmet ADA
Ahmet Abakay'ı bilirsin. Facebook paylaşım sitesi üzerinden yazışıyorduk ki, çok ilginç bir şey söyledi:
"Başbakan Erdoğan bir de bizi çağırsa, ne hoş olurdu," dedi.
Bilmem izliyor musun, şarkıcılardan oluşan bir grup Başbakan Erdoğan ile kahvaltı yaptı. Demokratik açılım projesi çerçevesinde.
Ben de bununla ilgili bir yazı yazdım odatv'de.
Sanatçının var olan sistemle bütünleşmesinin sakıncalarından söz eden bir yazıydı. Tarık Akan, Rutkay Aziz Tekel işçilerinin yanındayken, diğer 'şarkıcı' ağırlıklı 'sanatçılarımız' kahvaltıdaydı. Üstelik altlarında son model arabalarla.
Yani, statükoya savaş açan sistem yanlıları, statükolarını korumakta hiç zaman kaybetmiyorlar.
Düşünsene Mustafa, senin de aramızda olduğun bir gazeteci grubuyla böyle bir kahvaltıya gitseydik neler olurdu neler. Ne sorular çıkardı.
Aslında Başbakan için de iyi olurdu böyle bir antreman.
Bu arada, yazdığım yazıların hepsinin başına yaşayan şairlerimizden bir dize koymaya karar verdim. Bunu, dün odatv'ye yazdığım yazıda uygulamaya başladım. Böylelikle, yaşayan şairlerimize destek vermenin yanı sıra, edebiyatın tamamen unutulduğu, şiir kitaplarının satmadığı, insanların okumadığı bir dönemden geçiyoruz. Belki yazıyı okumaz insanlar ama iki dize gözlerine çarpar diye düşünüyorum.
Bu yüzden de yukarıya, Ahmet Ada'dan küçük bir alıntı ekledim.
Dün de Ömer Faruk Hatipoğlu?nden bir dize eklemiştim odatv'deki yazıya.
Yazıdan Melih Aşık da bir alıntı yapmış. Beethoven'in Avusturya İmparatoru ile karşılaşmasına ilişkin bir anısı vardır. Üstelik bu öylesine etkili bir karşılaşmadır ki, tablosu bile yapılmış.
Yanında da Goethe var büyük ustanın.
Sanatçı diyince aklıma bunlar geliyor Mustafa.
Aleksandre Dumas Pere geliyor, kavgacı kimliğiyle, Jack London geliyor arsızlığıyla, Camus geliyor başkaldırışıyla, Puşkin geliyor çılgınlığıyla. Binlerce, binlerce sanatçı gelip geçiyor aklımdan.
Böyle olmalı sanatçı tavrı diye düşünüyorum. Böyle pervasız, doğruları kendi bakış açısından gören ve bunu anlatan.
Kuşkusuz her zaman doğruyu söylemiyor sanatçılar da, ama en azından yeni bir bakış açısı ortaya koyuyor, başka bir pencereden dünyayı seyretmemizi sağlıyorlar.
Anton Çehov, Türkçeye 'Bahis' diye çevrilen öyküsünde, bir banker ile bir avukatın ölüm cezası ile müebbet hapis üzerine tartışmalarını anlatır. Belki okumuşsundur. Mazlum Beyhan çevirisi.
Avukat, 'herşeye rağmen yaşamın gerektiğini, ölüm cezasının yanlış olduğunu' söyler, banker ise, ?'ıllarca hapis yatmak yerine ölmenin daha makul' olduğunu iddia eder.
Banker, gecenin ilerleyen saatlerinde, alkolün de etkisiyle avukat ile bahse girişir: Evine yakın bir müştemilatta on beş sene kalması halinde, bütün servetini avukata devredeceğini söyler ve bunu da yazılı olarak beyan eder.
Avukat ilk iki yıl yalnızca içki ister.
İkinci yılın sonunda bankerden piyano ister ve birkaç yıl piyano çalarak zamanını geçirir. Ardından kitap ister, sonra yeniden içki, yeniden kitap, yeniden piyano.
On beş yıl dolmuştur. Öykü de zaten on beş yılın sonunda bankerin evde çaresiz bir biçimde dolaşmasıyla başlar.
Bütün servetini ertesi gün kaybedeceğini anlayan banker çaresizlik içindedir ve elinde tek seçenek vardır: Avukatı öldürmek.
Silahını alır ve avukatın hapis yattığı müştemilata gider.
Kapı açıktır ve içeride de avukat yoktur. Bir not bulur masanın üzerinde:
"Biliyorum ki bahsi kaybettin ve biliyorum ki beni öldürmeye geleceksin"
Böyle şeyleri okudukça kendimi daha güçlü hissediyorum Mustafa.
Ben dışarıdayım ve güce ihtiyaç duyuyorum, ama eminim ki sen içeridesin ama benden daha güçlüsün.
Sevgiyle kal,
A.Mümtaz İDİL,
21 Şubat 2010, 16.05
Odatv.com
28.02.2010 13:20

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.