19 Şubat 2010 Cuma

YİNE YAZI İŞLERİ YİNE GAF

Erzurum ve Erzincan savcıları“senin savcın, benim savcım” tartışmasını başlattı. 
Birçok köşe yazarı, konuşmacı bir şekilde “taraf tutmak” zorunda kaldılar veya öyle göründüler. Böyle olmak zorundaydı da. Çünkü ortada somut bir olay var ve bir şekilde bu olayın yorumlanması gerekiyor. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başsavcı bir başka savcı tarafından tutuklanıyor. Ne söylerseniz söyleyin, bir tarafa doğru eğilmek durumundasınız.

Arada bir “muhalif isimleri” de konuk eden NTV’deki Yazı İşleriprogramında bu kez Cüneyt Ülsever vardı.
Her zamanki formatındaydı program, konu adalet sistemindeki depremdi ve köşe yazılarından parçalar sunuldu.
Ruşen Çakır, “Şimdi de bir savcıyı tutmak, diğer savcıyı suçlamak gibi toplum ikiye bölündü,” türünden bir şeyler söylerken. Cüneyt Ülsever, Ruşen Çakır’ın sözünü tamamladı:
“Senin savcın, benim savcım yaratılıyor demek istiyorsun..”
Tam Ruşen Çakır “evet,” diyecekti ki, Cüneyt Ülsever, bir anlamda tüm konuşmayı özetleyecek ve gerçektende birçok insanın gözünden kaçan bir ayrıntıyı ortaya koydu:
“Yalnız dikkatinizi çekerim. Her iki savcı aynı durumda, konumda değil. Savcılardan biri tutuklandı, öteki görevden alındı. Biri, “ergenekon” şablonu içerisinde ne zaman çıkacağı belli olmayan bir tutuklama altında. Ayrıntıları, suçlamaları bilmiyoruz. Ergenekon şablonu altında iki seneye yakın süredir içeride olanlar var.”Bu ciddi ve önemli bir saptamaydı.
Mirgün Cabas devreye girdi hemen: “Reklamlara giriyoruz. Reklamlardan sonra bu konuda bir iki dakika daha duracağız. Cüneyt Ülsever’e de geldiği için teşekkür ederiz...”Bu kadar...
“Senin savcın” içeride tutukluyken, “benim savcım” sabahın köründe dosyayı apar topar gönderecek kadar özgür...

Dayanamadığım için yazıyorum. 
Bireysel bir başkaldırı benim yapmak istediğim.
Baykal ile ilgili bir satır yazı yazdığım için eleştirildim. Yaptığım hata, grup toplantısı diye yazmaktı. Oysa basın toplantısıydı. Basın toplantısını izleyenler bana hak verirdi mutlaka. HSYK Başkan Vekili, Baykal’dan önce konuştu ve adalet sisteminin değiştirilmeye çalışıldığını söyledi.
Baykal’dan daha sert, daha çarpıcı ve ortalığı ayağa kaldıracak bir açıklama bekleniyordu.
Ne dedi Baykal o basın toplantısında: “Bu işlerin uygun olmadığını, doğru olmadığını...” söyledi. “Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başsavcının başka bir savcı tarafından tutuklandığını” söyledi. Ne Ergenekon nedeniyle savcının tutuklandığından bahsetti, ne savcı Cihaner’in daha önce konuyla ilgili verdiği rapordan söz etti. 

Ne de ilk kez, Başbakan Erdoğan’ın kendisinin belirleyemediği bir gündem değişikliği ile karşı karşıya kalındığını vurguladı. Başbakan’ın neden sessiz kaldığını da sorgulamadı. Söylenecek yüzlerce şey varken, hiçbirini söylemeden ve hiçbir heyecan göstermeden bir basın toplantısı yaptı ve sanki yasak savdı.
Evet, benim karşı olduğum buydu.
Baykal, son yüzyılın en büyük “muhalefet” ortamında yetişmiş bir siyasetçidir.
Türkiye, McCarthy dönemindekinden daha çarpıcı bir “cadı avı” içindedir. Kimin ne zaman başına neyin geleceğinin bilinmediği bir karanlıkta el yordamıyla yürümektedir. 
Bir vatandaş olarak arkasına tüm yüksek yargıyı almış muhalefetten daha fazla şey beklemek yanlış mı?
Bütün bu olaylara karşı Baykal’ın yaptığı açıklama ise, sıradan bir açıklamanın bile gerisinde kalmıştır. 
Beklentim daha fazlaydı, onu yazdım.
Baykal, Erzincan’da bir savcının bir olayın üzerine gittiğini, bu yüzden de başına bunların geldiğini söyledi.
Bu kadar mı?
Doğan Yurdakul’un hatırlattığı gibi, ortada “senin savcın, benim savcım”tartışması falan yok. Ortada, yalnızca “benim savcım” veya daha geniş anlamıyla “benim yargım” hükmü var.
Ne diyor İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın: “Bu yargılamayı yalnızca Yargıtay yapabilir.” 
Ne cevap veriyor Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar: “Bu ayrı bir tartışma, bunu ayrıca tartışırız. HSYK’nın apartopar toplanıp, savcıların yetkilerini alması yanlıştır, yetki aşımıdır... Yargı bağımsızlığına müdahaledir HSYK’nın yaptığı...”Buyurun barolar savaşına...



A.Mümtaz İdil
Odatv.com


19.02.2010 14:16

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.