12 Şubat 2010 Cuma

KÖŞE YAZARLARI NEREYE KOŞUYOR

Ertuğrul Özkök, 11 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan, bu sütunlara da alınan “Postmodern faili meçhuller” başlıklı yazısında bir “dönüşümün” ipuçlarını veriyordu. Dün ise önceki günkü yazısının son cümlesine benzer bir cümleyle “Yeter yahu” başlığıyla girmiş. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’a gönderme yaparak.
Asimetrik bir savaşın varlığına artık inandığını söyleyerek...
Bu, önemli bir gelişmedir. Hem Türk basını adına önemli bir gelişmedir hem de kamuoyunun bilinçlenmesi açısından önemlidir.
Yıllarca Hürriyet’in genel yayın yönetmenliğini yürüten Özkök’ün, özellikle Pazar yazılarındaki olaylara yaklaşımı ve üslubu göz önüne alınırsa, kaleminin gücünden, dilinin kıvraklığından kuşkulanmak mümkün değil.
Eksik olan, belki bulunduğu konumdan belki de “değişim” safsatına yürekten inanmak istediğinden, uzunca süre Pazar yazılarındaki güçlü kalemini asla çuvaldızı hükümet icraatlerine batırmamıştı.
Şimdi ise, iki gündür vulgarizme kaçmadan askerlere yapılan saldırıları eleştiriyor.
Böyle bir kalemin “geç de olsa” kendine gelmesi, daha da önemlisi bazı şeylerin farkına vardığını belirtmesi medya için çok olumlu bir gelişim.
Ne de olsa Türk medyasının amiral gemisinin eski kaptanı direksiyonu hafif sola verip, “karayele” karşı yelken açmıştır.
Seversiniz, sevmezsiniz, ama önemli bir dönüm noktasıdır bu.
Ertuğrul Özkök’ün askere yapılan “amansız” saldırı karşısında “yeter yahu” diye çığlık atması, medyada onu izleyen, yakın olmaya çalışan, ondan etkilenen bir yığın insanı etkileyecektir.
Nitekim gözle görülür biçimde köşe yazarlarında “sığ sulara çekilme”harekatı başlamıştır.
“Eski tüfekler” şimdiden, az kullanılan eşyalardan başlamak üzere bavullarını doldurmaya başladılar bile.
Hiç meraklanmayın. Hepsinin, “ne olur ne olmaz, gün olur devran döner,” türünden mutlaka bir iki yazısı vardır geçmişe dönük.
Hemen onlar piyasaya sürülecek ve “ben bir zamanlar şunları yazmıştım hükümeti uyarmak için,” diye söze başlayacaklardır.
Yine onlar ekranları dolduracak, yine “necip” basınımızın köşe taşları onları konuk edecek, yine “tecrübeler” konuşacak, yine “bu mağdurlar” birbirlerini ağırlayarak “tartışma” programları hazırlayacaklardır.
Bu dönemin çilesini çeken bir yığın “ilkeli” insan, günah çıkartanların sıkıntılarını dinleyen “papaz” muamelesine tabii tutulacaktır.
Hiç kuşkunuz olmasın.
Aslında böyle bir gelişmeyi şu aşamada engellemenin olanağı yok. Bunun nedenlerini çok ciddi biçimde irdelemek gerek. Neden, cumhuriyeti sürekli“statüko” olarak değerlendiren bu kesimin, kendi statükoları için ilkeleri de dahil bir çok şeyi feda ettiğini mutlaka incelemek gerek. Statükoya karşı olanların, kırk yıldır hiç gündemden düşmemesini nasıl açıklayabildiklerine bakmak gerek.
Bugün elli yaşına gelmiş birçok insan, gazetelerin “köşelerini kapmış” yazarların ancak doğal eleme yoluyla köşelerini bıraktığını iyi bilir.
Şimdiden duymaya başlamışsınızdır, dikkat edin: “Bu hükümetin ilk dört yılında yaptıklarına kefilim, başta çok iyi bir hamle yaptılar, değiştiklerine bizi inandırdılar, Avrupa Birliği üyeliği için çok cesur adım atarak işe başladılar, öyle devam etselerdi...”
Bu, aynı zamanda sorunların daha da büyüyerek üzerimize geldiğinin uyarısıdır.
Sağda paylaşım bitti, sıra merkezde paylaşıma geldi.
Zaten ne diyordu mağdurlar, zenciler, ikinci sınıf vatandaşlar grubu iktidara gelmeden önce? “Yıllarca itilip kakıldık, şimdi artık sıra bizim.”
Sıraları geldi, alacaklarını aldılar ve gitme zamanları yaklaştı.
Bunun gerginliği de suratlarına yansıyor. “Askeri vesayetin” amansız düşmanları da, işin suyunu çıkardıklarının farkına vardılar.
Ama ok yaydan çıktı artık. Destekledikleri “cadı avı”nın bu boyutlara geleceğini kendileri de tahmin etmiyordu.
Daha da önemlisi, kendi açtıkları deliğin kocaman bir tunele döndüğünü görünce, denetimsiz bir “asimetrik” savaşın kendileri için de tehdit oluşturmaya başladığını fark ettiler.
Biz alıştık da, yeni gelenler için “safları sıklaştıracak mıyız” onu bilmek zor.
Korkunç olan ise, gelişlerinde attıkları sloganlar olacak: “Ordu hepimizin ordusu, asker hepimizin askeri... Orduyu yıpratmayalım...”Bakın işte o zaman ordu soluk alacak ve kışla temizliğine başlayacaktır...
Süngüsü zaten düştü çünkü...
A. Mümtaz İdil
Odatv.com
12.02.2010 21:41

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.