27 Kasım 2010 Cumartesi

O AN ALİS’İN DÜNYASINDAYDIK

Müzik ve dans... Bu ayrılmaz birlikteliği tüm dünya zaten biliyor. Tango’nun bile tek başına bütün Latin Amerika’yı “devrimci” kıldığı gözler önünde.
River Dans’ın karşı konmaz temposu, balenin binbir çeşit örneği, halk oyunlarının binlerce yılın imbiğinden geçip soyutlaşarak günümüze ulaşması...
Bütün hepsi, Cuma gece gördüklerim karşısında bambaşka bir anlam kazandı.
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin önderliğinde onbirincisinin Cuma geceki açılış konserinde Fazıl Say ve Patricia Kopaçinskaya müzikte bir aşama daha nasıl ileri gidilir, örneğini verdiler.
Mozart’ın Saraytan Kız Kaçırma Operası’nın Üvertürü ile açıldı 11. Piyano Festivali.
Ardından, kemanıyla dans eden Patricia Kopaçinskaya... Sanatçı, arada bir Şef Howard Griffiths ile, arada arkasındaki kemanlar grubuyla ve daha da çok kemanıyla konuşur gibiydi.
O anda sahnede olmadığından emin olabilirsiniz.
Alis Harikalar Dünyası”nda olduğu kesin. Kah şaşıran, kah ürken, kah kızan biri var sahnede ve tüm orkestraya rağmen hareketleriyle sizi de kendi müziği ve hareketine bağlıyor.
Düzenli salınımlar değil Patricia’nın yaptığı. Müziğe uyma gibi bir kaygı da taşımıyor. Sadece diyor ki, “ben burada, aranızda değilim. Ama siz de zaten burada değilsiniz, benimle berabersiniz...
Arkada orkestra çalıyor, ama fark ediyorsunuz ki, gerçekten Patricia Kopaçinskaya ile birliktesiniz.
Sanki Fazıl Say, “Al bu müziği ve kendini oyna,” diye bestelemiş.
Fazıl Say’ın “Nirvana Yanıyor” eseri ise tam bir “büyücü” eseriydi. Hiç abartmaya gerek yok. Fazıl Say tüm dünyanın en iyi müzisyenlerinden biri. Onu tanımlamak ise çok zor. Ancak Nirvana Yanıyor’u dinleyince, başkalarının bestelerini çalarken piyanosu ile adeta dans eden Fazıl Say, kendi bestesinde bunu artık en üst düzeye çıkarıyor.
Tıpkı Patricia’da olduğu gibi Fazıl Say’da da müziğin objesi tümüyle sanatçı ile enstrümanına odaklanıyor.
Bu, dediğim gibi çok sesli müzikte yepyeni bir aşama.
Sanatını “icra” ederken müzisyenlerin kendilerinden geçtikleri az rastlanan bir olay değil, buna çoğumuz da tanık olmuşuzdur.
Mesele yalnızca sanatçının çalgısı ve müziği ile bütünleşmesi meselesi de değil. Cuma gecesi Antalya Kültür Merkezi’nde bunun daha ötesinde bir olaydı yaşanan.
Bütünleşmenin de ötesinde. Bunun kelime karşılığı da yok.
Gerek Patricia Kopaçinskaya gerekse Fazıl Say orkestra ile birlikte seslendirdikleri eserlerde merkezin kendileri olduğunu enstrümanlarıyla yaptıkları dans ve iletişim ile gösterdiler.
Yine Fazıl Say’ın bestesi olan Piyano ve Keman İçin Sonat’ta bu kez ikisi birden sahnedeydi.
İşte bu artık anlatılamaz boyutlarda bir sanat gösterisine dönüştü. Her iki sanatçı hem kendi dünyalarındaydılar, hem çalgılarıyla konuşuyorlardı hem de dans ediyorlardı. Ama biliyordunuz ki, her ikisi de aynı yerde ve boyutta, her ikisi de birbirinden habersiz, her ikisi de sizinle birlikte ama yanınızda değil...
Böylesine muazzam çelişkiler bütünü olan bir hava yarattı sanatçılar.
Müziğin ulaşabileceği noktalarda dinleyicileri gezdirmekle kalmadılar, “daha bu gördükleriniz, göreceklerinizin ancak pırıltısı” mesajını verdiler.
Böyle bir gösteri, dünyanın neresinde olursa olsun ayakta alkışlanacaktır.
Kendini müziğinin içine kapatıp, dünya ile ilişkisini kesen Beethoven’u bilirsiniz. Beethoven’in beyninin içinde her tınısına kadar bestesini hissetmesi ile açıklanabiliyordu bu.
Normaldi de... Sanatçı elbette kendi bestesini en küçük ayrıntısına kadar bilmeliydi.
Ama işin yalnızca sanatçının kendini müziğinin dünyasına kapatmasından ve dünya ile ilişkisini kesmesinden çok daha farklı olduğunu gösteriyor Fazıl Say ve Patricia Kopaçinskaya.
Uyumsuz gibi görünen bu kadar çok hareketin aslında tam bir Michelangelo uyumu sağladığını anlamak için müzisyen olmaya da gerek yok.
Her fırça darbesi ustaca ama yanlış atılmış bir tablonun tamamlandığında bir sanat şahaseri haline dönmesi gibi bir şeydi dün ikilinin yarattığı.
Hani biraz da konu magazinleşsin diye, şunları da eklemek gerek belki: Salon tıklım tıklım doluydu. Başta etkinliğin sahibi Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın olmak üzere birçok “ünlü” de salondaydı.
Halit Kıvanç, Prof. Dr. Süheyl Batum, Tarık Akan, Kürşat Başar, Hıncal Uluç, Şefik Kahramankaptan,Yalçın Bayer ve daha birçok sanatsever oradaydı.
Güzel bir düzenleme yapılmıştı.
Konuklarla tek tek ilgilenildi.
Aksama hiç olmadı... Ne gerekiyorsa yerine getirilmişti.
Ama buna rağmen Fazıl Say ve Kopaçinskaya’nın beni ve sanıyorum tüm izleyicileri alıp götürdüğü dünya, “Alice”in dünyasıydı.
Kimse de oradan geri dönmedi.

Mümtaz İdil
Odatv.com

27.11.2010 23:58

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.