22 Ağustos 2010 Pazar

YİĞİT BULUT CYRANO'YU BİLİR Mİ?

Cyrano de Bergerac kimdir? Bazarov? Oblomov? Carmen? Polyanna? Sherlock Holmes?..
Edebiyat dünyasında yazarını “sollayıp” geçen birçok kahramandan birkaçı yukarıdaki isimler.
Örneğin, Oblomov’u kimin yazdığı pek bilinmez, ama “oblomovluğu” herkes bilir.
Pollyanna herkesin bildiği bir örnektir de, kim yazdı diye sorsanız...
Dünyanın en güzel tiradları Cyrano de Bergerac’ın içindedir. Nihilizmi dünyaya hediye eden Bazarov da öyle.
Yazarlarından daha ünlüdürler.
Bir de yazarıyla özdeşleşmiş kahramanlar var: “İnce Memet”, Raskolnikov, Don Kişot, Gregor Samsa, James Bond gibi... Bu kahramanlar yazarlarını da peşinden sürüklemiştir.
Sartre, Camus, Balzac, Dickens, Mithat Cemal Kuntay, Attila İlhan gibi yazarlar ise, yaratıkları onlarca kahramana rağmen, yazarlıklarını kahramanlarının önünde tutmayı başarabilmişlerdir.
Şimdi bambaşka şeyler yaşanıyor. Yeni “kahramanlar” üretiyor toplum. Öyle ki, çalıştıkları kurum “bertaraf” olsa bile, adları yaşayacak. Ama ne yazık ki olumlu olarak değil.
Türk basın tarihi yerle bir olsa, sıfırdan her şeye başlasa bile, bazı yazarlarını asla unutmayacak bu toplum.
Turgenyev, Babalar ve Oğullar romanında bir kez bile nihilist kelimesini kullanmaz, ama ortaya çıkan Bazarov bir nihilisttir.
Kimse yakın gelecekte “yalaka” demeyecek, “Ali Kemal” adını bile anmayacak, ama kimden söz edildiği belli olacak.
Yani yazarımız, gazetesinin ününü de aştı öyle tarihe geçti. Ama ne Cyrano de Bergerac ne Oblomov ne de diğerleri gibi...
Albert Fish kadar saygın da olamayacak. Fish bir seri katildi, ama en azından zeki bir adamdı ve “Kuzuların Sessizliği” gibi bir filme ilham oldu.
Yiğit Bulut, yarışta başa baş gittiği yandaşlarına Başbakan ile yaptığı söyleşiyle ciddi bir fark attı. Sonra arkasını dönüp baktığında zaferle gülümsedi. Epey öndeydi artık. Yetişmeleri de çok zordu. Ama aynı anda da “yalnız” kaldığını fark etti ve üşümeye başladı.
Köpekler...” diye girdiği “savunmasını” yumuşatmaya, kendi yazısına yorumlar göndermeye başladı.
Panikledi...
Arayı bu kadar açmaması gerekiyordu.
Cyrano de Bergerac’tan dinleyelim gerisini:
“Ya ne yapmak lazımmış?
Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi,
Bir ağaç gövdesini, tıpkı sarmaşık gibi,
Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı?
İstemem eksik olsun!”
...
Yoksa nazırın yüzü gülecek diye bir an
Karşısıda takla mı atmak lazım her zaman?
İstemem eksik olsun!”
...
“Ricaya mı gitmeli? Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim? Yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim?
İstemem eksik olsun!”
Ve tiradın finali:
“Fakat şarkı söylemek gülmek, dalmak hülya, yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya, gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı, isteyince şapkayı ters giymek, karışanı olmamak. Bir hiç için ya kılıcına veya kalemine sarılmak ve ancak duya duya yazmak, sonra da gayet tevazuyla kendine: ‘Çocuğum!’ demek, bütün bunları hoş gör yine. Hoş gör bu çiçekleri hatta bu kuru dalı. Bunlar yabanın değil, kedi bahçenin balı! Varsın küçücük olsun fütuhatin, fakat bil, onu fetheden sensin, yoksa başkası değil. Ara hakkını hatta kendi nefsinden bile. Velhasıl bir tufelyi sarmaşık zilletiyle tırmanma! Varsın boyun olmasın söğüt kadar. Bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar? Kavaklar sıra sıra dikilse de karşına, boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!
Yani yazmışlar artık... Ne eklenebilir ki buna, ne yazılabilir ki daha başka...
Adam Edmond Rostand, eser Cyrano de Bergerac...
Sabri Esat Siyavuşgil de çevirisini yapmış yıllar önce, sanki bugünü bilir gibi.
Sanat budur işte Lale Mansur kardeşim,
Omurlu olmak da budur Yiğit Bulut kardeşim...
Evet dediğin budur Sezen arkadaşım, Mustafa Erdoğan’ım, Hülya Avşar’ım...
Ve “sanatçı” dostlarım.
Sanat budur; gelin sofraya...

Mümtaz İdil
Odatv.com
22.08.2010 01:44

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.