19 Mayıs 2013 Pazar

Dışarı çıkıp avazım çıktığı kadar bağırsam ancak...

Çorum Köyhizmetleri misafirhanesinde kalıyorum. Sevgili müdür Recep Selek, baktı ki beni hiçbir yer almıyor, bağrına bastı. Karışanım yok, görüşenim yok, etrafımda dost canlısı insanlar. Sürgündeyim ya, “vah vah” bakışları altındayım.
Misafirhanenin salonunda hararetli biçimde briç oynuyoruz. Göz doktoru Ayhan Mutlu, makine mühendisi Kadir Dalyan, diş doktoru Tahir…
Ekip okumuş yani…
Dışarıda da belediyeyle ortak düzenlediğimiz Hitit Festivali tüm hızıyla devam ediyor.
Derken telefon. “Müdürüm, Yıldız İbrahimova sizi istiyor.”
“Neredesiniz?”
“Tiyatro salonunda. Prova yapıyor.”
Belediyeden, Ali Alakoç’tan bir araba istedim ve beş dakika içinde Çorum Devlet Tiyatrosu binasına vardım. Daha girerken Yıldız İbrahimova’nın dışarı taşan sesi içimi bir tuhaf etti. Fırça yiyecektim görünüşe göre.
Nitekim öyle de oldu. İbrahimova beni görür görmez, “Mümtaz bey bana hemen bir tonmaister bulun!” diye ayarlayamadığı sesiyle yüklendi.
“Tonmaister mi?”
“Evet,” dedi İbrahimova. “Bir saattir prova yapıyoruz, ama sesleri tutturamıyoruz. Tonmaister gerekli.”
“İyi de Yıldız hanım,” dedim yutkunarak. “Burası Çorum. Şimdi dışarı çıkıp avazım çıktığı kadar tonmaister istiyorum diye bağırsam, gele gele iki belediye bir de hastane görevlisi gelir. Valilikten bile gelmezler.”
Şaşkınlıkla suratıma baktı. Ne demek istediğimi anlamamıştı ya da şaka kaldıracak hali yoktu.
Tekrar ve tane tane açıkladım: “Yıldız hanım burası Çorum. Anadolu’nun çoğu ilinde olduğu gibi burada da tonmaister bulunmaz.”
Bir an daha duraksadı: “Burada tonmaister yok mu yani?”
“Yok,” dedim. “Varsa bile bugüne kadar kendini iyi gizlemiş.”
İkimiz de güldük. O provasına devam etti, ben de briç oynamaya döndüm.
Yıldız İbrahimova’yı bilirsiniz, tanırsınız. Dünyanın sayılı seslerinden biri olarak kabul ediliyor. Rahmetli Ali Dinçer’in de karısıydı o sıralar. Yani Ali Dinçer de onunla birlikte gelmişti. Çorum’un medarı iftiharı sayılan ve her konuğun mutlaka bir kez ziyaret ettiği ünlü Katipler Konağı’nda birlikte yemek yediğimizde Ali Dinçer ile de ayaküstü sohbet etmiştik. Ankara
Belediye Başkanlığı’ndan da tanıyordum gazetecilik zamanımda.
Yıldız İbrahimova’nın tonmaister aradığı günün akşamında konseri vardı. Adını duyan gelmişti ve salon tıklım tıklım doluydu.
Konserleri valinin yanında oturup da izlemek gibi bir alışkanlığım hiç olmadı. Hiçbir konseri salonda oturup da izlemedim. Hep ayakta ve alarm durumunda olduğumdan, fuayede dolaşıp duruyordum ki garip garip sesler duymaya başladım
Üstelik salondan geliyordu! Bir erkek sesi, üstelik kalınca bir erkek sesi!
İçeride İbrahimova olması gerekiyordu ve benim de bir kadın sesi duymam…
Dehşet içinde salona girdim. Sahnede İbrahimova vardı, ama ses erkek sesiydi resmen.
İbrahimova konserin ilk bölümünde sesinin her türlü marifetini gösterdi. Ama Çorum izleyicisi buna alışık olmadığından sıkıldı, ofladı, pufladı. Sesinin kaç oktava inip çıktığı onları hiç ilgilendirmiyordu açıkçası. Sanatçı dediğin gelir, söyler, coşturur giderdi.
İbrahimova sesini renkten renge değiştirirken, gülüşmeler de başladı.
Neyse ki, çok sürmedi ve İbrahimova da anlamış olmalı ki, ikinci bölüme geçti.
İkinci bölüm hem Çorum izleyicisini hem de beni gerçekten “mest” etti. Müthiş bir performans gösterdi İbrahimova. CD ve piyanisti eşliğinde muhteşem bir konser verdi.
Çorum onu unutamadı. Tekrar konser için gelmesini çok istedi, ama daha sonra değişen politik kaymalar yüzünden, bildiğim kadarıyla Yıldız İbrahimova bir daha Çorum’a gitmedi, gidemedi.
Dışarıda Hitit Festivali, artık olmayan güzelim festival sürüyordu. Bülent Ortaçgil sıradaydı, Kenterler tiyatro sahnelemek için gelmişti, Ozan Sağdıç elinde fotoğraf makinesi koşturuyordu.
Her yerde bir şeyler kıpırdıyordu Çorum’da… Konferanslar, konuşmacılar, sokaklarda fener alayları, fuar alanında halk oyunları gösterileri…
Şimdi yaprak kımıldamıyor.
Semazenleri götürseniz bile dönmeye üşenirler artık.

Mümtaz İdil
Odatv.com

19.05.2013 04:28

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.