9 Temmuz 2010 Cuma

AMA TAKIM TAKLAVAT TAMAM

Bir karı koca, emekli olduktan sonra göl kıyısında önceden satın aldıkları bir eve yerleşip, yaşamlarının son demlerini huzur içinde geçirmeye karar verirler.
Adamın en büyük keyfi balık tutmaktır. Küçük bir kayık edinir, balık tutması için ne kadar “takım” gerekliyse yükler.
Kadıncağız ise kitap okumayı sevdiğinden, kocası balık tutmaya gittiği saatlerde, ahşap evin balkonunda, sallanır koltuğuna oturup kitap okumayı adet haline getirir.
Günler böyle “huzur” içinde geçerken, bir gün adamcağız hastalanır. Karısına, “Bugün kendimi iyi hissetmiyorum,” der. “Balığa çıkmayacağım...”
Kadıncağız, kocasının dinlenmesini sağladıktan sonra yine balkona çıkar, sallanır koltuğuna oturur ve kitap okumayı sürdürür.
Derken, aklına bir değişiklik yapmak gelir. Sandalın, dingin göl suyu üzerinde hafif hafif salındığını görünce, sallanan koltuk gibi olduğunu düşünüp, kitabını kayıkta okumaya karar verir. En azından bir değişiklik olacaktır.
Kayıkta kitabını okuyup bir yandan da sallanırken, kayık iskeleye bağlı ipten kurtulup uzaklaşmaya başlar.
Kadın farkında değildir.
Gölün ortalarına bir yere geldiğinde, ansızın, büyük bir homurtuyla yanında bir güvenlik motorunun durduğunu fark eder.
Şaşkınlıkla nerede olduğunu, nasıl oralara geldiğini düşünürken, güvenlik motorunun komutanı jandarma kayıktaki kadına seslenir:
“Hanımefendi, avlanma yasağının olduğu sulardasınız, farkında mısınız?”
Kadın, hala şaşkınlığını üzerinden atamamış halde, “hayır,” der. “Farkında değilim.”
“Yasak bölgede avlanma yapıyorsunuz. Sizi merkeze götürmek zorundayım.”
Kadın büyük bir şaşkınlıkla, “Ama,” der, “ben balık avlamıyorum ki, kitabımı okuyorum. Balık tuttuğumu da nereden çıkardınız?”“Onu bilemem hanımefendi,” der jandarma komutanı. “Bakıyorum da, balık tutmak için tüm takımınız tamam.”
“Ama ben onlara hiç dokunmadım bile...”
“Ama takımınız tamam, öyle değil mi?”
Kadın, kocasının balık “takımına” çaresizce bakar ve boynunu hafifçe öne eğerek, “Peki,” der. “Gidelim. Ama karakola gittiğimizde ben de sizin bana tecavüz etmeye kalkıştığınızı söyleyecek ve şikayette bulunacağım.”Tam kadını kolundan tutup güvenlik motoruna almaya çalışan jandarma komutanı dehşetle geri sıçrayıp, “Ama hanımefendi, nasıl olur?” diye tepki verir. “Daha size dokunmadım bile...”
Kadın aynı masumlukla jandarma komutanına cevap verir:
“Ama takım tamam, öyle değil mi?”
Türkiye’de son sekiz yılın özetidir bu fıkra. Fıkra da değil, bir yaklaşım felsefesi...
Silivri’ye, Hasdal’a tepeleme tıkılan “Ergenekon Terör Örgütü” sanıklarının hepsi, jandarma mantığı yüzünden hâlâ içeridedir.
“Silivri Mahkûmları” ve onların avukatları ortada somut bir suç, kanıt, belge, iddianame olmadığını söylemelerine rağmen, savcı-jandarma “ama takım tamam,” diyerek tutukluluğu devam ettirmektedir.
Elbette, “Silivri Mahkumları”nın, fıkradaki kadıncağız gibi söyleyebileceği “köşeli” sözlerden onlarcası dağarcığındadır, kuşku yok.
Ama bunu söylemek fırsatı da yoktur:
“Siz bizi Ergenekon diye bir örgütün üyesi" olarak suçlarsanız, biz de sizi “kralın adamları” ilan ederiz, diyebilirler mesela.
Elbette jandarma o zaman itiraz edecektir: “Bu da nereden çıktı,” diye. “Ortada ne kral var ne de adamları...”
Cevap açık değil mi?..

Mümtaz İdil

Odatv.com


09.07.2010 22:00

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.