7 Nisan 2010 Çarşamba

SANATÇI NEDEN MUHALİF OLMALIDIR?

Yüzyıllar boyu sanat hep var olan ideolojiye, egemen olan sisteme ve yönetici sınıflara ters düşmüştür.
En ideal olarak düşünülen yönetimlerde bile, sanatçı hep daha iyisini istemiştir.
Sakat ve zayıf çocukları ölüme terk ederek, sağlam, gürbüz ve savaşçı bir ırk yetiştirmeye çalışan Sparta’nın tutumuna karşılık, bilim ve sanata önem veren Atina’da bile sanatçılar, var oluşlarını borçlu oldukları yönetime hep “muhalif” olmuşlardır.
Sanatın yapısı gereğidir bu.
Sanatçılar, imgelerle düşünen, imgeleri somutlaştırmak için yeteneklerini kullanan “öncü” bir birlik görevini üstlenmişlerdir.
Mevcut yönetim ile benzer düşünmeye başladığı andan itibaren, sanatsal yaratıcılığı yok olmaya mahkumdur. 
Basit bir nedenden dolayı: Aynı düşünmeye başlamıştır. Artık imgeler yoktur, hayal dünyası kısıtlanmıştır, mevcut pozisyonunu yitirmemek için yaratıcılığından ödün vermek zorunda kalmıştır.Dikkat edin, dünyanın neresinde bir haksızlık, dolandırıcılık, sahtekarlık, insan haklarına aykırılık varsa, orada bir sanatçı kümelenmesi oluşur.
Dikkat oraya çekilir, haksızlığa uğrayan tarafın yanında yer almakla yükümlü olan sanatçı ise, hayatını ortaya koymuştur. Ama bunu umursamaz.
Sistemler, kendisiyle bütünleşmiş bireyler tarafından eleştirilemez, değiştirilemez, karşı gelinemez. Sisteme yakın olanların sistem ile mutlaka bir alış-veriş ilişkisi vardır ve bu ilişki özgürlüğüne gem vurulmasına neden olacaktır.
Sonuçta da, sistemin bir parçası olarak sanatçı kimliğini bir kenara koyup, “zenaatçı” kimliğiyle varlığını sürdürmeye çalışacaktır.
Bu normaldir de. Çünkü, sistem kendisini desteklediği sürece, tüm reklam olanaklarından ve medya fırsatlarından yararlanma olanağına sahiptir.
Bu da, herhangi bir x ülkesinde, sanatsal beğeninin belirlenmesine neden olacaktır. Bunu kırmanın tek yolu, sanatçı kimliğini asla yitirmemiş olanların başkaldırı içinde olması ve bunu her fırsatta ve her yerde vurgulamasıdır.
Bunun hiç de kolay bir şey olmaması, “ürkekliği” de beraberinde getirir. Gitar çalmasını engellemek için Şili stadyumunda elleri kesilen Victor Hara’nın trajik öyküsü beklemektedir direnen sanatçıları.
Sisteme yakın “zenaatçıların” piyasayı kuşatması, sistem dışı kalmış ve avlanması kolay tek tük sanatçılara zaten yaşam alanı bırakmamıştır.
Adı ne olursa olsun, hangi “ulvi” amaç için mevcut sistem tarafından yol haritasına uyması için çağrılmış sanatçıların, Başbakan’ın yargı mensupları için söylediği gibi, “cübbelerini çıkarıp” çağrıya avdet etmeleri gerekir.
Sanatçı olmanın zorluğu da buradadır. Hep muhalif olmak ve bunun getirdiği mutsuzlukla yaşamak. 
Bu ne yazık ki gerekli bir yaşam tarzıdır sanatçı için. Kendi özgürlük düşüncesini toplum için de isteyen, ama bunun ütopik bir çaba olduğunu da asla kabul etmeyen bir inatçı “keçidir” sanatçı. İflah olmaz bir “ısırgan otu”...

A. Mümtaz İdil
Odatv.com


07.04.2010 14:12

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.