24 Nisan 2010 Cumartesi

ODATV SABAH'IN OMBUDSMANINI YAZDI AKŞAM'IN GÜZELİ ODATV'YE CEVAP VERDİ

Sabah gazetesinin ombudsmanı olarak görev yapan kıdemli gazeteci Yavuz Baydar’ın, Dünya Gazeteciler Birliği (WAN) bünyesindeki Dünya Editörler Forumu’na Türkiye’den Ahmet Altan veya Ekrem Dumanlı’yı önerdiğini ve bunun da bir gazeteciye yakışmadığını Odatv olarak yazmıştık (bkz. Yavuz Baydar Kimi Kime Şikayet Etti).
Haberde, son yıllarda Ertuğrul Özkök’ün katıldığı bu foruma, artık genel yayın yönetmeni olmadığı gerekçesiyle foruma davet edilmemesini istiyordu.
Bu, bir gazeteci için affedilmez bir “gammazlama” işiydi.
Bu işin bir yönü.
İkincisi, Yavuz Baydar bu foruma Türkiye’den iki isim öneriyordu: Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan veya Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı...
Bu da bir gazeteci için “taraf” tutmanın dik alasıydı. Nedenine geleceğim.
Üçüncü hata, Baydar’ın bu foruma katılan gazetecilerin yalnızca genel yayın yönetmeni olduğunu sanmasıydı. Tam tersi, foruma salt genel yayın yönetmenleri değil, davet alan haber müdürleri, bölüm şefleri, editörler vs katılabiliyordu.
Eleştirdik ve bir gazeteciye bu üç yanlışın yakışmadığını yazdık. Bu yaptığımız da dürnyanın neresinde ve hangi ülkesinde olursa olsun bir haber niteliği taşıyordu.Çünkü, e-maili (biz mektup dedik, oraya ayrıca geleceğim) alan Dünya Editörler Forumu, Ertuğrul Özkök’e bir e-mail yazarak, durumu özetledi ve kınadı.
Önce hemen şu soruyu soralım, sonra ana konuya gireriz: Günümüzde postaneye gidip, zarfının üzerine düzgünce yapıştıracağı pulu diliyle bir güzel yalayıp da, giden mektup kutusuna atan bir Allah’ın kulu kaldı mı?
Yani, dosta düşmana yazdığınız her e-mail, çağdaş anlamda bir mektuptur.
Ama Yavuz Baydar, Akşam gazetesi yazarı Nagehan Alçı’ya telefonda, yazdığının mektup değil, e-mail olduğunu söylüyor...
Ne demekse? Yani ne fark varsa?
Hadi diyelim ki, mektup değil de e-mail...
Öyle olunca yazının içeriği mi değişiyor? Yazı kendini af mı ettiriyor. Geçerliliği veya ciddiyeti daha mı az oluyor?
Gelelim Nagehan hanımın savunmasına ve Odatv’ye “sataşmasına”:
Köşe yazarları mutlaka “muhabir”likten gelmiş olmayabilir. Bunun için olayda haber değeri de görmeyebilir. Ama bu ülkede yaşayanlar artık “köşe yazarı” muhabbetinden ve çiklet gibi aynı konuları yazmasından bıkmış olacak ki, gazeteyi haber okumak için alıyor daha çok. Bulamayınca da internet gazetelerine, haberlerine dönüyor. İnternet gazeteciliğinin önlenemeyen yükselişi de bu yüzden olsa gerek.
Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Nagehan Alçı, Yavuz Baydar’ın Dünya Gazeteciler Birliği’nin (WAN) bünyesindeki Dünya Editörler Forumu’na her yıl davet edilen Ertuğrul Özkök’ün bu kez davet edilmemesini isteyen ama bir mektup olmayan e-mail yazmış.
Ertuğrul Özkök yerine de Ahmet Altan veya Ekrem Dumanlı’nın ismini önermiş.
Ben de diyorum ki, bu haberdir Sn. Nagehan Alçı... Tekrar ediyorum, dünyanın her yerinde haberdir, Türkiye gibi tam bir medya kaosunun ortasındaki bir ülkede ise manşetlik haberdir.Ortada bir “tercih” konusu var ki, asla affedilmeyecek bir“gammazlamaya” girmektedir. Haberin bir boyutu bu. İkincisi ve daha da vahim olanı, Türkiye’nin şu anda üzerinde en çok tartışılan iki ismi olanAhmet Altan ve Ekrem Dumanlı’dan birinin seçilmesini önermesidir.Hadi diyelim ki Ahmet Altan önerildi... Yanına Enis Berberoğlu veya İbrahim Yıldız veya ne bileyim Oktay Ekşi, Yılmaz Özdil, Oray Eğin vb. önerilemez miydi?
Hani madem öyle bir “sizden” bir “bizden” misali...
Bu haberi zaten Odatv’de okumuşsunuzdur.
Şimdi Nagehan Alçı’nın buna itirazına bir bakalım:
Baydar’ı aramış. Anlattığı da şuymuş: “Dünya Gazeteciler Örgütü (WAN) toplantısına devamlı katılırım. WEF ile de ilişkim çok eskiye dayanıyor. WAN'la ilgili olarak geçtiğimiz yıldan beri yaşanan bir sıkıntı var. Hatırlarsan, Haydarabad'da yapılmıştı son WAN toplantısı. O toplantıda Doğan Grubu'na kesilen vergi cezasının kınanmasına Sabah, Star ve Zaman gazetelerinin temsilcileri karşı çıkmış ve toplantıyı terk etmişlerdi. Gazetecilere uygulanan baskının, salt Doğan'a vergi cezasından ibaret olmadığını ileri sürmüşlerdi. Böyle limoni bir durum varken eskiden gelen hukukumuza dayanarak beni aradılar. 'Bu işi tamir etmek için ne yapabiliriz?' diye sordular. Onlara cevabımı e-mail olarak ilettim. Yani ortada mektup yok, e-mail var.”
Savunmaya veya en hafif deyimiyle cevaba bakar mısınız?
Nagehan Alçı durmamış, mektubu (e-maili) istemiş ve şunlar yazıyormuş: “... (üç nokta koyduğum yerleri Akşam gazetesinde okuyabilirsiniz, önemi olmayan sözler çünkü)... Başka bir önerim de şu: Özkök'ün üyeliği doluyor, Doğan Grubu dışında alternatif isimler düşünün. Taraf'tan Ahmet Altan, Zaman'dan Ekrem Dumanlı ya da Doğan dışından herhangi başka bir isim de olabilir.”
Burada tek kurtarıcı(!) söz: “... Doğan grubu dışından herhangi başka bir isim de olabilir.”
Kurtarıcı? Evet, böylelikle Oktay Ekşi, Enis Berberoğlu, Yılmaz Özdil, Mehmet Yılmaz, Özdemir İnce, Cüneyt Ülsever... daha da bir yığın insan elenmiş oluyor. Öyle mi?
Bu, tarafgir bir yaklaşım sayılmıyor Nagehan Alçı tarafından.
Ombudsman bilmiyor sadece Genel Yayın Yönetmesi olması gerekmediğini, güzel de köşe yazarımız da bilmiyor belli ki...
Taraf veya Zaman tercihi önemli. Kendisini niye söyleyemiyor, çünkü Genel Yayın Yönetmeni değil... Zaten “kurtarıcı” dediğimiz sözcük de sonunda oraya varıyor: “Ben de olabilirim...” diyemiyor o yüzden. Bilmediğinden.
Bu haber değil, öyle mi Nagehan Alçı? Neredeyse her satırı haber olacak bir “vesika”...Neden yalnızca Taraf veya Zaman, diye sormayan bir gazeteci, gazeteci değildir bu ülkede. Adı ne olursa olsun, hangi “köşeyi tutmuş” olursa olsun.
Gazete okuru, WAN’ın koşullarını, neye göre davet çıkardığını bilmez. Eh, ombudsmanın da bilmediğini aklına getirmez doğal olarak. O zaman da aklına belki, niye yalnızca Taraf ve Zaman Genel Yayın Yönetmenleri önerilmiş diye düşünür, geçer.
Böylesine “bölünmüş, parçalanmış” bir ülke durumuna sokulan ülkede, aynı “kaptan” beslenen iki genel yayın yönetmeninden birini, aynı kaptan beslenen bir başkası öneriyor.
Oldu mu bu Nagehan Alçı?
Haber değil mi bu?

Neden Ahmet Altan ve Ekrem Dumanlı, diye de sormuş “muhabir-köşe yazarımız”. El cevap: “Alternatif isim olarak aklıma ilk Ahmet Altan geldi çünkü tam ben o maili yazarken Altan Leipzig'de basın özgürlüğü ödülünü almıştı. Ekrem Dumanlı Doğan Grubu dışında diye yazdım. İsmail Küçükkaya da diyebilirdim, başka bir gazeteden başka biri de. Benim çıkış noktam Özkök'ün yayın yönetmeni olmaması değildi ki... Tek derdim bu kutuplaşmanın ve sorunun aşılması için çözüm üretmekti. Bakın yakında Lübnan'da toplantı düzenlenecek. Böyle devam ederse bu gerginlik aynen sürecek.”
İsmail Küçükkaya’yı söylememiş, ama söyleyebilirmiş de... Tek derdi kutuplaşmanın ve sorunun aşılması için çözüm üretmekmiş, kutuplaşmayı kaldırmak için de aynı kutuptan iki isim önermiş...
Külahım yok, olsa oraya anlatsınlar isterdim.
Böyle bir haberi alan muhabir, muhatabına sorma ihtiyacı duymaz. Alacağı cevap çünkü Nagehan Alçı’nın alacağı cevaptır. Buna eğer Nagehan Alçı cevap diyorsa ve bu seçimde haklılık payı görüyor da bunu haberden saymıyorsa, Odatv ne yapsın?
Senaryo yok ki ortada Nagehan hanım, ortada bir “mektup” e-mail var. Herşeyi anlatan. Ona bakıp da, “aslında bunu demek istememiştiniz galiba,” diye soracak kadar “avanak” bir Odatv muhabiri bulamazsınız.
O yüzden başka yerlere bakın...

Mümtaz İDİL
Odatv.com
24.04.2010 15:32

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.