24 Nisan 2010 Cumartesi

AYDINLARI NASIL YALNIZ BIRAKTINIZ

Önce Çorum Baro Başkanı Mahmut Bayatlı konuştu, ardından Türkiye Barolar Birliği Başkan Vekili Berra Besler...
Sonra konuşmacılar, sırayla: Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Prof. Dr. Ersan Şen ve Emine Ülker Tarhan...
Süheyl Batum’un da adı yazılıydı masada, ama belli ki CHP Kurultay’ı için Ankara’da kalmıştı...
Bir tane AKP yanlısı avukat, hukukçu... hatta izleyici bile yoktu.
Koskoca Çorum, Anitta Oteli’nin orta ölçekteki salonlarından birini bile dolduramamıştı.
Gelenler, hukuğun ağır toplarıydı.
YARSAV, başkanı ve başkan yardımcısı Nuh Hüseyin Köse ve bazı üyelerle birlikte resmen çıkarma yapmıştı.
Balıkesir Baro Başkanı Muzaffer Mavuk ve yardımcısı Yaşar Meyvacı da oradaydı.
Ankara Baro Başkanı Vedat Coşar, Sinop Baro başkanı Ali Galip Ergül’ün yanı sıra Gümüşhane, Niğde, Tekirdağ baro başkanları veya baro üyeleri salonda yerini almıştı.
Çorum zayıf kalmıştı. 
Ümit Kocasakal da, Emine Ülker Tarhan da çok “sıkı” konuşmalar yaptılar. Siyasi egemenliğin yargıyı da ele geçirmek için yaptığı hazırlıkların bir parçasının bu Anayasa değişikliği olduğunu ve bunun 12 Eylül Anayasası’sını değiştirme yalanı arkasına sığındığını söylediler.
Ersan Şen’in konuşması daha etkili ve gerçekçi oldu. Şen, kendisini ilgilendiren konunun hukukun üstünlüğü olduğundan yola çıkarak, “istiyorsanız siz bu savunmamdan laikliğin elden gittiğini çıkartın, isterseniz yürütmenin yargıyı ele geçirmeye çalıştığı anlamını... Bu sizin yaklaşımınız olacaktır. Ama asıl sorun, hukuğun üstünlüğünün yok olmasıdır. Bu elden gittikten sonra, ne laiklik söz konusu olacaktır ne de kuvvetler ayrılığı. Hamasi yaklaşımları bir kenara bırakın. Çıkın sokaklarda, yargının yasama ve yürütme tarafından ele geçirildiğini anlatın. Bu sizin geleceğeniz için de hayati önemdedir. Geçiniz laikliğin elden gittiğini, ilk üç maddeninin hukuğun arkasından dolanarak değiştirilmeye çalışıldığını. Bunlar gerçekleştirilmeye çalışılıyorsa, hukuğun temel ilkeleri elden gittiği içindir.”
Ersan Şen, siyasi olmayan ama hukuk faciası olarak nitelenebilecek bazı örnekler de vererek, “Bu sizin sorununuz. Bununla mücadele edecek savcılar, avukatlar, hakimler... hepinizin sokaklara çıkıp bunu anlatmanız gerek. Bu yargının sorunu,” şeklinde, oldukça sert ama etkili bir konuşma yaptı.
YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, referanduma götürülmek istenen değişikliklerin HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin “hukuk” normundan çıkacağını savundu.
Ümit Kocasakal ise bütün yapılanların cumhuriyet ile kavga olduğuna dikkat çekti.
Çorum dışından gelen, Çorum’un yürekli Baro Başkanı sayesinde yapılmak istenen tüm hukuğa karşı savaşı korkusuzca anlatan üç konuşmacı da, yalnızca ve yalnızca kuvvetler ayrılığının demokrasi için olmazsa olmaz koşul olduğu üzerinde tam anlamıyla yırtındılar.
Çorum ne ilk duraktı onlar için, ne de son olacaktı. Ama gittikleri yerlerde tüm meslektaşlarından istedikleri, kendileri gibi yılmadan ve korkmadan getirilmek istenen değişikliğin hukuk devletini ortadan kaldıracak bir değişiklik olduğunu çevrelerindekilere anlatmalarını istemekti.
Çorum’da da bunu istediler.
Yorgun geldiler, yorgun döndüler. Ne çevreyi dolaşacak vakitleri vardı, ne eğlenecek kadar kalabildiler ne de “caka satacak” alımlı, süslü konuşmalara ve sohbetlere girdiler.
Akşam onurlarına verilen yemeğe de katılamadılar.
Mustafa Kemal’in neferleri gibi, yeni bir göreve koşar gibi aceleyle Çorum’dan ayrıldılar.
O sıralarda Ankara’dan kurultay haberleri geliyordu.
Günün en anlamlı olaylarından biri de, kısa süre önce yitirdiğimiz, Türkiye Barolar Birliği başkanını anma töreni oldu. Mahmut Bayatlı, bütün duygularını dökerek yazdığı şiiri, gerçekten ağlayarak okudu ve herkesi derinden etkiledi.

Kendisinden izin almadığım için, şiirine bu yazıda yer veremiyorum.
Ama mutlaka yayınlanması ve belki de rahmetli Özok için şiirin resmileştirilmesi gerek.
Sekiz yıl önce Çorum’dan ayrılırken, Çorum’un en iyi oteli olarak gösterilen Anitta, iki katlı bir binaydı.
12. katından, Çorum’un gelmiş geçmiş en iyi valilerinden biri olarak anılan şimdi Danıştay’da görev yapam Atıl Üzelgün’ün büyük çabalarla ve neredeyse “suçlu” olmayı bile göze alarak bitirdiği ve şu anda Finlandiya’da, dünyanın en iyi müzeleri seçiminde birincilik için en büyük adaylardan biri olan Çorum Müzesi’ni seyrederken, bir zamanlar bu kentte görev yapmakla ne kadar şanslı olduğumu düşündüm.
Çorum artık bıraktığım Çorum değildi.
Herkes de bunun farkındaydı.
Ve herkes hukuk “kaplanlarını” dinlerken, sokaklarda halka da aynı düşünceleri anlatmaya söz vermiş gibiydiler.
Ve yine üç hukukçu da, yapılmak istenen değişikliğe karşı durmak ve muhtemel referandumda “hayır” demek için, hukuğu düşünmekten çok çocuklarını ve Türkiye’nin geleceğini düşünmeyi anlattılar.
Getirilmek istenen “yürütme” darbesine karşı koyabilecek tek unsurun yargı olduğunu ve bunu anlatmak için ille de hukukçu olmak gerekmediğini küçük çocukların bile anlayacağı bir dille aktardılar.
Ayrılırken, bıraktığım Çorum’un gerçekten gerilerde kaldığını düşünüyordum.

Mümtaz İdil
Odatv.com
24.05.2010 02:54

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.