5 Aralık 2009 Cumartesi

DEVLETÇİLİK BİTTİ HÜKÜMETÇİLİK BAŞLADI

Bir analiz yapmaya ne dersiniz?
Odatv’de geçenlerde çıkan bir yazı şöyle bitiyordu:
“Farkında mıyız “devletçilik” bitirildi. Büyük alkışlarla, devlet elini eteğini piyasadan çekti, çektirildi.
Ama garip bir şekilde “hükümetçilik” devreye girdi.”
Neydi devletçilik?
1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın ilkelerinden biri olarak açıklanan ve 1937 yılında da Anayasa’ya giren ekonomik bir yaklaşımdı.
1935 yılındaki İktisat Kongresi’nde, “Devletin ekonomik işleri üstlenme kararlılığı, milletin en büyük umumi menfaatine dayanmaktadır. Eğer zorunluluk yüzünden Devletin aktif olarak işletme kararı verdiği bir teşebbüs özel müteşebbislerin elinde bulunursa, bu teşebbüse el konması, her seferinde, çıkarılacak bir yasa uyarınca yapılacak ve burada özel teşebbüsün uğradığı kaybı devletin ne şekilde tanzim edeceği belirtilecektir. Uğranılan kayıp tespit edilirken, gelecekteki muhtemel kazançlar dikkate alınmayacaktır,” deniyordu.
Bu açıkça devletin ekonomiye müdahalesiydi ve özel sektörün faaliyet alanını da daratlmak anlamına geliyordu. Öyle ki, devlet eğer lüzum görürse, kâr eden bir işletmeye “halkı adına” el koyabilecekti.
Devletin ekonomik işlerdeki rolü; özel sektörü özendirmenin yanı sıra bunları bizzat gerçekleştirmek, çalışmaları düzenlemek ve denetlemek şeklinde belirleniyordu.
Böylelikle devlet kamu yararını gerekçe göstererek kendi alanına girmeyen tüm konulara müdahale etmesinin yolu açılıyordu.
Bunlar bilinen şeyler. Bu sistemin ülkenin gelişmesini engellediği de çok konuşuldu, tartışıldı. Dünyada “özel sektör kapitalizmi” ortalığı kasıp kavururken, Türkiye’nin Sovyet modeli bir devletçilikle ABD müttefiki ve Nato üyesi olması biraz zordu zaten.
Sonunda, özellikle de 1950 yılından sonra, devletçilikten rahatsızlık kendini göstermeye başladı.
Tekel, limanlar, kağıt sanayi, tütün ekimi, haşhaş, pancar, şeker, madencilik derken devletin elinde memurlarından başka bir şey kalmadığı bu günlere gelindi.
Devletçilik terk edilmiş, kapitalizmin gereği yerine getirilmiş ve serbest rekabet piyasasına en uç noktadan kaynak yapılmıştı.
Aslında, madem ki ülke “batı kapitalizmine” entegre olmuş bir ülkeydi, madem ki liberal ekonominin erdemlerini kabul etmişti, bu durum halkın yararına kullanılabilir, ülke de küçük Amerika veya Kuzey Avrupa ülkeleri gibi olabilirdi.
Bağışlanabilir ve hatta alkışlanabilir bir geçişti bu. Küçük, orta ve büyük sermayeli şirketler oluşturmak, yabancı sermaye ortaklıkları gerçekleştirmek ve paraya para demeden büyük bir zenginliğin içine ülkeyi sokmak pekala mümkündü.
Oysa devletçilik yerini hükmetçiliğe bıraktı. Nasıl mı?
Devletin elindeki tüm “ekonomik” argümanlar ve işletmeler özel sektöre devredildi, ama hükümetten uzaklaşmadı.
Bütün özelleştirilen, özel sektöre devredilen işletmeler, hükümete yakın çevrelere aktarıldı. Devletçilik bir anlamda devam ettirildi, ama kâr payları hükümet tarafından paylaşılacak düzeneğe geçildi.
Eskiden devletleştirilmiş bütün sektörlerin getirisi, şu veya bu biçimde devlet kasasına giriyordu.
Buna “2. Cumhuriyetçiler” itiraz ediyor, belli köşeleri kapmış statükocu Kemalistler tarafından bu payların aralarında paylaşıldığını öne sürüyordu.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden tutun da, devlet kadamelerine atamalara kadar her alanda bu “paydan” elde edilen paralar kullanılıyordu.
Böyle miydi, ayrı bir tartışma konusu... Olmadığını anlatmak bu sayfaların boyutunu aşacaktır.
Bu yazının konusu, şimdi bunun el değiştirmesiydi.
Buna dikkat çekmekti. Nedense “yandaş” sıfatı yakıştırılan medyadan bu konuda hiç ses çıkmıyor. Ya farkında değiller (ki bu hakarete girer, kabul edemem) ya da “sükut ikrardan geliyor”, bu da hoş değil aslında...
CHP’nin ayağa kalkması, ortalığı velveleye vermesi gerek. Oklarından biri çalındı ve hedefi değiştirildi.
Artık yayı tutan eller farklı. CHP altı okunu çoktan müzeye kaldırdı.
Cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik, devrimcilik ve devletçilik...
Sizce bu ilkelerden hangisinin yayı CHP’in elinde?
Oklar nerede?
A.Mümtaz İDİL
ahmetmumtazidil@gmail.com
Odatv.com
05.12.2009 17:05

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.