6 Ekim 2009 Salı

FAŞİZM TEHLİKESİ “HAMDOLSUN” GEÇTİ Mİ

Faşizm bu ülke için tehlikeydi.
1970’li yılların sonunda, Akıncılar adlı bugünün dinci ekibi teşkilatlanmasını yürütürken, solculardan çok faşistlerle tartışıyor, boğuşuyordu.
Hızlandırılmış öğretmen çıkışları bu kesim için yapılmıştı, ama faşistler de ucundan yemleniyordu.
Bizim, “burnu bir karış havada” sosyalistlerimiz ise bu iki ideoloji yoksunu güruhun birbirine girmesini ellerini ovuşturarak seyrediyor, hatta hafiften Akıncılar’a destek bile çıkıyordu.
Faşizm bu ülke için tehlikeydi.
Değil mi ki İspanya’ya da böyle çaktırmadan ve hızla gelip çöreklenmişti.
Ama İran’a mollaların nasıl çöreklendiğinin hiç önemi yoktu.
Otuz yıllardır, kırk yıllardır iktidara uzaktan bakan ya da kıyıcığından bir köşesine sığınan sosyal demokrasimiz de, eline geçen bu “nadir” fırsatta sadece “demokratlığını” gösterip, “sosyalliğini” unuttuğu için, kadrolaşmada bir arpa boyu yol gidemedi.
Yerli sosyal demokrasi düşünce üretmek yerine lider ürettip tükettiğinden, kendi içindeki sorunları aşıp da “sosyal” sorunlara ulaşamadığından hep “demokrat” kaldı.
Zaten Kristof Kolomb tarifine “cuk” oturan bir çizgi izlemişlerdi: Nereye gittiklerini bilmeden yola çıkmışlardı, vardıkları yerin neresi olduğunu bilemediler... Zaten gemi de kendilerine ait değildi.
Böyle olunca da “kadrolaşma” asla sorunları olmadı.
Adam Smith vari, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” politikası uyguladıklarından, bugünün “liberallerini” yaratmakta epey yardımcı oldular.
Asıl sorunları faşistlerdi.
Faşizm bu ülke için tehlikeliydi.
Nereye geldiler? Kimliklerini nasıl koruyacakları sorusuna.
Sosyal tarih insanı bağladığından olsa gerek, gıklarını çıkaramaz oldular.
“Yapmayın, bu kardeşi kardeşe düşürmekten başka bir şey değildir. Etmeyin, insanlar arasına ayrımcılığı sokmayın,” söylemini bozuk plak gibi tekrarlar durur hale geldiler.
Bir zamanlar burun kıvırdıkları, “tehlikedir” diyenlere arka çıktıkları ülkeler tek tek yıkıldıkça avuçları patlayana kadar alkışladılar. Bu arada Alman, Fransız gibi Avrupa sosyal demokratlarına göz kırpmaktan geri kalmadılar.
Boris Yeltsin’i tankın üzerine çıkıp parlamento bastığı için hayranlıkla izlediler.
Kendi parlamentosunun beşyüz metre yakınına işçileri sokmayan iktidarların da sırtını sıvazladılar.
Yine eleştiri, eleştiri ve eleştiri denecektir bütün bu yazılanlara.
Bireyler tek başlarına kendi eksenleri etrafında dönebilirler ancak. Çember çizebilmek için iki kişi de yetmez. Bu potansiyel hep vardı “sosyallerin” elinde, ama bir mayıs alanlarına bile gitmekte “imtina” ettiler.
Dünyanın en hızlı muhalefetini, en etkin muhalefetini yapabilecekleri ortamlarda “taraf” değiştirmeyi daha uygun buldular.
Ayakta kalan birkaç “aydın” insanın yaka paça sürüklenip, azılı katillere bile uygulanmayan yöntemlerle kelepçelenip “tıkılmalarına” ses çıkarmadılar.
Dokunulmazlıkları olan “milletin sesi sosyal demokratlar”, dokunulmazlıklarını “başka” gerekçeler için saklamış olsalar gerek, gidip mazlumun yanında yer almadılar, nutuklarını seçim meydanlarına sakladılar.
Ola ki, sesleri kısılır diye belki...
Faşizm bu ülke için tehlikeydi.
Bu yüzden ulusal çizgileri korumakta bile ürkek davrandılar.
Faşizmin ne olduğunu bile sorgulamadan, ülkesini seven herkesi “faşist” konumuna getirdiler.
Akıncılar’ın da, sonradan büyüyüp de “milli görüş” olanların da işine gelen buydu zaten. Onlar faşistlerle uğraşmayı zaten becermişlerdi. Asıl tehlike, kafasının çalıştığı sanılan “liberal” kesimdi.
Baktılar ki, onlar daha da kolay lokmaymış.
Ne sendika kaldı, ne sivil toplum örgütünün sesi, ne üniversiteler ne de bağımsız yüksek yargı...
Baksanıza, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ayağından vuruluyor.
Saldırganın ve saldırı olayının “nereye” bağlanacağı sizce malum değil mi?
Faşizm bu ülke için büyük tehlikeydi.
Hamdolsun geçti...

A. Mümtaz İDİL
Odatv.com
          06.10.2009 12:00

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.