2 Ekim 2009 Cuma

AHMET ALTAN NEYİ SAVUNUYOR?


Ahmet Altan’ın Taraf’ta yazdığı, Milliyet’in de birinci sayfadan verdiği yazı, gazetenin “vuruşarak mı, uyuşarak mı” geri çekileceği tartışmasını da beraberinde getirdi.
Ama meseleye bir de Ahmet Altan’ın yazdığı yazı ve Milliyet’in bunu önemsemesi açısından bakmak gerek.
Evet, tüm duygusal yazılar gibi, Ahmet Altan’ın yazısı da bir çocukların ölmemesi konusunda düşünen herkesi etkileyecek bir yazı.
İşe bu açıdan bakıldığında, yani masum bir yavrunun bir roketle vurulması açısından bakıldığında, istediğiniz kadar duygu sömürüsüne gidersiniz.
Yazı, “bunlar yaşanmasın,” mesajı içerisinde kalsa, evet, dersiniz. Ahmet Altan haklı bir konuda sert ve etkili bir tavır koymuş.
Ama işin öyle olmadığını çok açıkça görüyorsunuz.
İş yeniden “Kürt açılımına” vardırılıyor ve açılım da bu olayla “duygusal” bir şekilde savunuluyor.
Olmaz.
İşe bu açıdan bakmak, Ahmet Altan gibi “diyalektik” konusunda da bizlere “ders vermeye kalkan” yazarlardan geldiğinde, “one minute” demek hakkı var.
Trafik kazalarında, yollarda meydana gelen kan gölünü, minicik bebeklerin parçalanmış vücutlarını yazı konusu yapıp da, “trafik sorununa çözüm” üretebiliyor muyuz?
Açılım, açılım diye sürekli konuşulan bu olayı muhalefet liderlerine açıklamak için iki üç tane roket gönderip, beş on daha can alınca, açılım haklı mı çıkacak?
Açılımın ne olduğu bilinmiyorsa ve bu açılımın çocukların roketlerle ölmesini de engelleyeceği savunuluyorsa, neden Ahmet Altan dönüp bir de öteki tarafa “yahu şu açılımı artık bir açın,” demiyor da, bu olayı “duygusal” bir bahane olarak öne sürüp, muhalefeti çığırtanlığa, hesap sormaya çağırmıyor.
Neden kendisi bu hesap sormanın başını çekmiyor?
Askeri roketin aldığı can kadar ABD ve AB yapımı PKK silahları da can almadı mı?
Askerlerin eline “terörü çöz de nasıl çözersen çöz,” kağıdını uzatıp ardından da patlayan her mayının arkasında “ordu” damgası aramak daha ne kadar sürdürülecek?
Ev sahibinin suçunu hep bildik de, hırsızı hiç mi suçlamayacak Ahmet Altan?
Ordunun yaptığı her hatayı dolaylı veya dolaysız “darbe” çığırtkanlığıyla, düşmanlıkla açıklamaya çalışmak niye?
Ergenekon davasındaki usülsüzlükleri, Sağlık Bakanı’na “vatan haini” demediği kanıtlarıyla ortada olduğu halde 2 ay hapis cezasına çarptırılan çocukları, baklava hırsızlığından gençliği çürüyenleri, “trafik canavarı” diye sanal bir canavar üretip suçu ona yükleyen karayolları ve trafik polisi teşkilatının aymazlıklarını unutacağız…
Cem Garipoğlu “öykülerini” Matruşka bebekleri gibi ardı ardına birbirinin içinden çıkarıp gündem belirleyeceğiz…
Ülke her gün gündem değiştirirken, elektriğe yüzde bilmem kaç zam yiyeceğiz…
Açılımı savunmak da askerlerin savurduğu bir roketin bir kızı parçalamasının duygusallığına getirilecek.
Kolay mı öyle?
Muhalefet liderlerini suçlamak başka şey, kendi ve çevresi dışında kalan tüm kitleyi suçlamak bambaşka bir şey.
Ceylan’ı vuran roket eğer “açılımın” içini doldurmaya yetiyorsa, bugüne kadar kundağında ölen, fotoğrafları gazetelerin birinci sayfalarını çocukları gördüğünde neredeydiniz diye sorarlar adama?
O zaman da bir açılım vardı da kimse dönüp bakmıyor muydu?
O zaman bu “sert” kalem niye iki satır karalamadı?
İnsanların artık kendini, ülkesini savunması öylesine bir “keskin kılıç” haline getirildi ki, biraz ülkeni sevmeye kalktığını söylesen, kimse suçlamasa bile kendi kendine irkiliyorsun “faşistleşiyor muyum?” diye.
Bu hale geldik artık Ahmet Altan, bunu niye yazmıyorsun?
Neden bir Kürt açılılımını tartışıyoruz da bu açılımın kime ve neye karşı olduğunu tartışmıyoruz. Yani bir karşıtların birliğinden söz edemiyoruz. Kürtler neye açılıyorlar. Karşısında kim var.
Dolaşın şu ülkeyi bir tane Türk bulamazsınız. Kime sorsanız ya kökü Çerkez’dir, ya annesi Rodos’tan gelmiştir, ya babası eski Yugoslav göçmenidir ya da dedeleri Rusya’dan kaçmıştır…
Avrupa Birliği ülkelerine gitmek istediğinizde, ne yazık ki pasaportunuzda TC yazdığı için, vize alamazsınız. Alsanız da burnunuzdan getirirler.
Ama Kürt kimliğiyle başvurursanız eğer, kapılar ardına kadar açılır, iş imkanı bile sağlanır.
Amerika’nın şu sıralar kara derililerden çektiğini çekiyor ülke.
Kimse bu ülkede veya başka ülkelerde çocukların ölmesini istemiyor.
Ama herkes vatandaş olmak istiyor.
Kimse “Türk” olduğunu bağırmak istemiyor.
Ama “Kürt” mızırdanmasını da kaldıramıyor.
Ülke bölünüyor ve taraflar yerini alıyor.
Cepler açılmış bekleniyor…
Henüz “Türk” diye toparlayabileceğiniz bir kitle yok. Zaten, kimi faşist söylemler dışında, hiç de olmadı.
Ama Kürt Açılımı her yerde…
Bir roket bir yavruyu vuruyor,
Ahmet Altan bunu “açılım” ile açıklıyor.
Bir gazete de manşetine taşıyor.
Eh, ne diyelim.

A.Mümtaz İDİL
Odatv.com
02.10.2009 12:00

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.