23 Ocak 2013 Çarşamba

Mümtaz İdil: Galatasaray yangınına bir de bu açıdan bakın

İstanbul tam  beş yüz yılı aşkın süreçte binlerce yangına sahne oldu. Bunlardan kimi ayaklanma sonucuydu, kimi işgal nedeniyleydi, kimi kaçarken yakmaktı, kimi basit kundaklamaydı (nitelikli kundaklama değil), kimi ise rant için kundaklamaydı (işte bu nitelikli kundaklamaya giriyor), kimi de belediyelerin ya da mevcut iktidarların kenti daha güzelleştirmek(!) adına yapmaya çalıştığı ama “yargının” itiraz engel olması karşılığında yapılan daha da nitelikli kundaklamalardı.
Şöyle bir bakalım şu İstanbul’un bitmez tükenmez çilesine.
Galatasaray Üniversitesi’nin, 140 yıllık binası cayır cayır yanarken insanın bir de geriye dönüp bakma ihtiyacının dayanılmaz merakıdır bu.
Haydarpaşa yangınında, Çiçek Pasajı yangınında, Sait Halim Paşa Yalısı, Şerifler Yalısı yangınlarında geriye bakma ihtiyacı duysak da, unuttuk.
Şimdi Hayatt otelleri zinciriyle yarışan Kempinski otellerinin çöreklendiği Çırağan Sarayı’nın yanışı 1910 yılındadır.
Bu masum bir yangındı diyelim (iktidarlar için masum yangın yoktur, ihmal edilen yangınlar vardır).
Yıl 1954, günlerden 17 Temmuz… Şimdi üzerine Recep Tayyip Erdoğan Camii’nin kondurulmak istendiği Emirgan korusundaki Sarı Köşk, kürdana benzer tek bir ahşap bulunamayacak derecede yandı.
Aynı yılın kasım ayında, İstanbul’un yüzakı, turistlerin ilk uğrak noktası olan Kapalıçarşı’da dört yüzden fazla dükkan kül oldu.
Sonra, kundaklamayla değil de kundaklatmayla ilgili 6-7 Eylül 1955 olayları sırasında Samatya’da, Yedikule’de, Samatya’da başka bir sokakta, Silivrikapı’da, Kumkapı’da, Aksaray’da, tekrar Kumkapı’da, Şişli’de, Taksim’de ve bir çok yerde kiliseler ateşe verildi.
Diğer tahrip edilen bina ve işyerlerini saymıyorum bile. Örneğin, 1965 yılında yanan levazım okulunda, İstinye Tersanesi’nde, 66’da Sariyer Adliye binasında, Metris Ulaştırma Tabur Kargahı’nda, 1969’da Küçük Opera-Tiyatro binasında, Sultanahmet’teki Tekel Yaprak Tütün ve Bakım işletmesi’nde, 1970’te Asmalı Mescit’te şehir tiyatrosunda, Taksim’de Kültür Sarayı ve 7 katlı opera binasında, Tepebaşı’ndaki şehir tiyatrosunda, Kandilli’deki tarihi köşk ile bir yalıda, 1993’te Topkapı Halk pazarında 35 dükkanda yangın çıktı.
1995 yılında Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde Yeniköy’deki Sait Halimpaşa Yalısı’nda hala nedeni bilinmeyen bir yangın çıktı ve yalı içindeki değerli eserlerlerle birlikte kül oldu. Daha sonradan içindeki tarihi eserlerin bir kısmının daha önceden yalıdan çıkarıldığı öne sürüldü (!). 2004 yılında da Göçtur Turizm A.Ş.’nin işletmesine devredildi. Devredilene kadar da 2 milyon TL harcanarak yeniden inşa edildi.
2010’da Haydarpaşa Garı’nda yangın çıktı. Adı sürekli otel veya işyeri olmak üzere özel şirkete devredileceği söylenen tarihi garın yanması kafalardaki kuşkuları artırdı. Şimdilerde ise bunun gerçekleşeceğine artık kesin gözüyle bakılıyor, zira artık trenler Haydarpaşa Garı’na kadar ulaşmıyor.
Sonuçta, İstanbul’un rant kavgası ve iştahı hiç bitmiyor. Boğaz üzerindeki yalılar, tarihi binalar, okullar ardı ardına kundaklanıyor, ihmal ediliyor veya bir şekilde devre dışı bırakılıyor.
Korkarım sıra Selimiye Kışlası ile Mimar Sinan Üniversitesi’nde değildir.
Belediyenin yangın söndürmeden sorumlu yetkilileri ise pişkin pişkin “bu tür binalarda yangınlar normaldir” türünden sözler söyleyebiliyorlar. Neymiş efendim, binada biriken tozlar barut etkisi yaparmış.
Roma’nın merkezindeki binalarda toz neden oluşmuyor peki? Oranın tozları barut etkisi yapmayan cinsten mi, yoksa İstanbul yangınlarının kökeninde “yabancı mihraklar” mı aramak gerekiyor?
Daha unuttuğum çok yangın vardır İstanbul’da, eminim, ama buraya yazsam ne, yazmasam ne. Nasılsa İstanbul yanmaya devam edecek. Mersin gibi, Alanya gibi, Antalya gibi boğaz kıyısına kocaman gökdelenler oturtacaklar ve arkadaki binaların boğazı görmeleri engellenecek, sonra arkadaki binalar kundaklanacak, öndeki binalardan daha yüksek binalar inşa edilecek vb…
Galatasaray Üniversitesi’nin binasının da hemen değil, ama unutulmaya yüz tutulduğu birkaç yıl sonra, Çırağan Oteli’nin yanında yeni bir otel olarak yükselmesi kaçınılmaz görünüyor. Şimdi yetkililer hep bir ağızdan,“eskisinden daha iyi bir hale getirilecektir,” diye tepinecekler. Galatasaray yönetim kurulu “kimselere vermeyiz, eskisinden iyi hale getireceğiz,” diye bağrışacaklar. Tarihi bir bina için “eskisinden daha iyi hale getirmek” artık ne demekse…
Bu bir öngörü filan değil, bir olgu. Göreceğiz… Önce misafirhane yapılır, ardından da beş yıldızlı mı olur, yedi yıldızlı mı olur bilemem, bir otel kondurulur.
Bunun sonu yok.
Biri çıksa da, hiç yakmadığı halde üzerine suç kalan Neron gibi, bir kibritle bütün İstanbul’u Roma gibi yaksa da, parça parça helak olmaktan kurtulsak.
Not: Bütün bunları yazarken, eşeğin büyüğünü ahırda unuttuğumu bana Ayşenur Arslan bu sabahki Medya Mahallesi programında anımsattı. Yanan Galatasaray Üniversitesi'nin hemen yakınında Fehime ve Hatice Sultan yalılarının da yandığını, birkaç sene otopark olarak kullanıldığını, ardından da THY'nin yüzde 50 ortak olduğu bir ihaleyle butik otel yapılmak üzere bir şirkete devredildiğini Akif Beki'ye anlatmaya çalıştı. Teşekkürler Ayşenur Arslan.

Mümtaz İdil
Odatv.com

23.01.2013 12:18

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.