17 Eylül 2012 Pazartesi

Mümtaz İdil: Hocam, senin isminle bir anagram yapabilir miyim

ANKA Ajansı'ndaki görevim rahmetli Müşerref Hekimoğlu tarafından sonlandırılınca doğal olarak işsiz kaldım.
Sabah grubunun Mehmet Y.Yılmaz'ın yönetiminde Aktüel diye bir dergi çıkaracağını öğrendim. Prof. Dr. Kurthan Fişek'in de derginin genel koordinatörü olacağı söyleniyordu. Büyük bir heyecanla Sabah gazetesini aradım ve Kurthan Hoca'ya ulaştım. O güne kadar ne adını duymuştum (ayıp) ne de yüzünü görmüştüm.
Telefonda son derece nazik bir biçimde hazırlık yaptıklarını ve birkaç gün sonra aramamı söyledi. Birkaç gün sonra da aradım, daha sonra da aradım... Aradım da aradım... Sonunda yanına gittim. Aşağıdan haber verdiler, gelsin demiş olmalı ki, yanına çıkmama izin verdiler.
Sabah gazetesinin Ankara temsilciliği o zamanlar Hilton Oteli'nin karşısında, üç katlı bir binadaydı. En üst kat Sabah gazetesinin haber bölümüne aitti, ikinci kat spor, ekonomi, köşe yazarları ve dergilere aitti. Birinci katta da reklam ve idari personel bulunuyordu. Merdivenlerden çıkınca, 30 metre kadar ileride Kurthan Fişek'in odası bulunuyordu. Hocayı tanımıyordum ama bana bakıp da kafasını önüne eğerek bir şeyler mırıldandığını görünce o olduğunu anladım. Zaten aşağıdan da tarif etmişlerdi odasını. Sonradan kendisinden öğrendiğime göre, beni görünce "Aha şimdi s.çtık," demiş.
O gün epey bir konuştuk. Hatta karşılıklı viski bile içtik ve ben bir dubleyi çay gibi içince, dışarı çıkmak için aşağı ineceğime yukarı çıkmıştım. Çok zor oldu Aktüel'de başlamam. Kurthan hoca sonuna kadar direndi ben de sonuna kadar asıldım. Sonunda çaresiz evet dedi sanıyorum.
Ekibi oluşturdu. Ben, Baha Ülgen, Ali Çağatay, Ali Eke Yılmaz, Mehmet Öngeoğlu, Tülay Çetingüleç, Mehmet Güler, Defne Sarısoy, Durul abla ve en son da Yaşar Sökmensüer katıldı. Yaşar Sökmensüer gazeteciliğe Aktüel'de başladı zaten. Kurthan Hoca'ya da ben önermiştim. Gerçekten çok düzgün ve çalışkan bir performans gösterdi.
Bağıra çağıra kendimi İstihbarat şefliğine kabul ettirdim. Kurthan Hoca ile giderek daha yakınlaşmaya başladık. Dikmen'de oturuyordum o sıralar ve şoförümüz Recep ile her sabah saat yedide gelir beni alırlardı.
Müthiş bir zekâydı Kurthan Hoca... Onun yanında başlayıncaya kadar uzun süre ajans muhabirliği yaptım, ama onunla çalıştıktan sonra, mesela gazete nasıl okunur onu bile öğrendim.
Bir takım gazete ile yola çıkardık. Kurthan Hoca beş dakika içerisinde gazeteleri okur, arkaya bana verirdi (asla arabanın arkasına oturmazdı). Aradan belli bir süre geçince, gazeteleri okuyup okumadığını kontrol etmek geçti içimden. Bu kadar hızlı okumasının mümkün olamayacağını düşünüyordum hep.
Ayrıntıda kalmış bazı haberleri bulup "Hocam, şunu okudunuz mu?" diye sorduğumda, haberin gerisini anlatırdı. Büyük şaşkınlıkla başka bir habere geçerdim, yine aynı. Anladım ki, tüm haberleri okuyor. Sonradan nasıl okumam gerektiğini bana da anlatmıştı.
Beraber çalıştıkça Kurthan Hoca'yı daha iyi tanıyordum.  Zekâsı karşısında kimi zaman ne yapacağımı şaşırdığım anlar bile oldu. Bir gün önce yazdığı bir yazıda eğer bir tek virgülün yerini değiştirsem bile fark ediyordu ve ben de dünya kadar laf yiyordum. Bana çok bağırırdı. Sonra da fısıltıyla, "sana bağırmıyorum ulan, içeridekilere bağırıyorum, sen üzerine alınma," derdi. Ne zaman ortadan kaybolsam, yani yukarı haber bölümüne ya da aşağı reklam bölümüne insem, eliyle koymuş gibi bulurdu. Asla kaçamadım. Bir kere bile.
Aktüel'de orta sayfayı Kurthan Hoca yapardı. Biz malzeme taşırdık, o biçimlendirirdi. Ona en çok malzeme taşıyan Erhan Göksel'di. Onun yanında çalışmak hepimizi bir yerlere getirdi (açıkçası ben hariç).
Mehmet Güler Anadolu Ajansı Genel Müdürü oldu, Ali Eke Yılmaz Türkiye'nin en iyi fotoğrafçılarından biri şu anda, Ali Çağatay Bloomberg'in başında, Mehmet Öngeoğlu Para dergisinin başına geçti, Defne Sarısoy NTV'de haber spikeri, Yaşar Sökmensüer Hürriyet Ankara Haber Müdürü, Baha Ülgen CHP Meclis Grubunun basın müşaviri, Tülay Çetingüleç RTÜK üyesi oldu. Daha sonra Neyran Fişek'i tanıdım. Bale için ilerlemiş sayılacak bir yaşta hala Devlet Opera ve Balesi'nde sahneye çıkıyordu.
Kurthan Hoca'nın tam çapraz karşısındaki odada Bekir Coşkun oturuyordu. Renkli sohbetlere tanık oluyorduk. Arada sırada yukarıdan Ünal İnanç gelir, üçü birbiriyle dalaşır ben de kenarda onları seyrederdim. Ama Kurthan Hoca beni asla yalnız bırakmaz mutlaka bir laf atar, sohbetin ortasına çekerdi.
Elbette dünya kadar anım var Kurthan Hoca ile. Öyle ki, Pazar günleri hariç her gün beni mutlaka evden alır (gelmem diye korkardı zaman zaman), birlikte bir Ankara turu atardık. Sonra ediyle büdü misali soluğu gazetede alırdık.
Neredeyse yarısına geliyordum çünkü. Dev gibi bir cüssesi vardı. Herkes çok seviyordu Kurthan Hoca'yı. Kimi zaman sesini yükseltse, hatta bağırsa bile asla bu ciddi bir bağırma olmuyordu. Yazılarını, Parliament sigarası ağzında, viskisi yanında ve tamamen
konsantre şekilde yazardı. Bitinceye kadar da kimseyle uğraşmaz, şakalaşmaz veya gevezelik etmezdi. İki sayfa yazıyı genellikle göndermeden bir gün önce hazırlar ve kontrol bile etmeden gönderirdi Benim ona yaptığım en büyük yardım, anagramları hazırlamaktı.
Anagram, bir isimden başka bir isim üretmeye dayanıyordu. Melih Gökçek isminden Ham Çökelek üretmek gibi... Hem üretir hem de kahkahalarla gülerdik.
Bir gün kendisi için de bir anagram yapmamı istedi: Kart Keşiş çıktı (ş joker). Beni epey bir kovalamıştı.
Çok şey öğrendik biz öğrencileri olarak. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki öğrencileri de çok şey öğrenmiştir mutlaka. Bir keresinde ertesi gün derin devleti anlatacağını söyleyip, derse Mehmet Ağar'ı getirmişti.
Yazık oldu sıfırcı hocaya, onu çok özleyeceğim.

Mümtaz İdil
Odatv.com

17.09.2012 11:55

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.