23 Ocak 2011 Pazar

HAWKİNG TUNUS OLAYLARINA NASIL BAKIYOR

Herhangi bir ülkede gelişen olayları tek seferde açıklayacak bir teori geliştirmek çok zor bir iş...
Böyle bir şeye kalkışmak yerine, olayları –tıpkı fizikte olduğu gibi- parçalara bölüp, üzerinde tümevarım yöntemiyle teori üretmeye girişmek daha akıllıca görünüyor (Stephen W.Hawking’den esinlenilmiştir).
Bu, parçalar üzerinden çözümlemeye gitme teorisi, sınırlı da olsa bazı gözlemleri açıklama olanağı sağlıyor, üstelik bazı konularda kestirimler yapabilme olanağı da sağlıyor. Ancak bunu yaparken başka özelliklerin etkisini de yok saymak zorunda da kalınılıyor. Yani, Türkiye genelinde bakıldığında, söz gelişi Kürt veya Alevi sorununa yaklaşımda bölgesel özellikler yok sayılabiliyor, bu yapılırken bazı olgulara da derinlemesine inme olanağı sağladığından yarar da sağlıyor.
Tuhaf bir çelişki...
Aslında bu yaklaşım tümüyle yanlış da olabilir. Bir ülkedeki her bir şey, başka her şeye temelde bağlı ise, sorunun birbirinden yalıtılmış, parçalara ayrılmış bölümleri inceleyerek tam çözüme ulaşmak olanaksız olabilir. Bununla birlikte, geçmişte bu yöntemle, mesela Orta Avrupa ve Latin Amerika ayaklanmalarında açıklamalar getirilebilmiştir. Latin Amerika’daki olaylar zincirini bir bütün olarak ele almak yerine, ülke ülke ele almanın getirdiği yararlar çok açıktır.
Aynı şey Ortadoğu için de geçerlidir kuşkusuz...
Eğer bir ülkenin belirli yasalarla yönetildiğine inanıyorsak, birbirinden yalıtılmış bölümler halinde ülke sorunlarını parçalara bölerek irdelemek, sonunda araştırmacıyı bir tek teoriye götürüp bırakacaktır. Bu kaçınılmaz bir sondur. Parçaları ayrı ayrı incelemek, sanılanın aksine bütünü incelemekten çok daha zordur. Bunun başlıca nedeni de, parçaların bütüne olan sıkı bağlantısıdır. Onları koparmak, Einstein’ın “önyargı” için söylediği gibi, atomu parçalamak kadar zordur.
Öte yandan bütün için tam bir birleşik teori üretilememiştir ve üretilmesi de mantığa aykırıdır. Yukarıda açıklanmaya çalışılan bilimsel teoriye ilişkin düşünceler, ülkenin istediği gibi gözlemlenebilen ve gördüklerinden mantıksal sonuçlar çıkarabilen özgür ve mantıklı varlıklar olduğumuzu varsaydığımızda geçerli olabilir ancak (Hawking).
Bu durumda egemen ideoloji veya yönetici kesim, var olan kurallara her an daha da uyarak ilerleyeceğini varsaymaktadır (statüko) ve bu da akla uygundur. Ancak gerçekten tam bir bileşik teori varsa büyük bir ihtimalle bizim davranışlarımızı da belirlemektedir. O halde teorinin kendisi, onu arayışımızın sonucunu da belirleyecektir.
Kendiliğinden ortaya çıkan “geleneklerin” bulunduğu toplumlarda, yetişmelerinde ve varoluşlarında kalıtsal bazı benzer davranışlar ve farklılıklar olacaktır. Bu farklılıklar bazı bireylerin çevrelerindeki siyasal ortama uygun davranmada veya tam tersi aykırı davranmada daha yetenekli ve kıvrak olacakları anlamına gelmektedir.
Bu bireyler veya bireyler topluluğu (azınlık), diğer bireylere göre daha yetenekli olmasa da daha etkin olacağı ortadadır. Sonuçta bu bireyler topluluğu büyük bir ihtimalle “liderlik” vasfını da üstlenecek ve bağlı bulundukları topluluğu kendilerine bağlamayı başaracaklardır. Bu kaçınılmazdır.
“Zeka ve bilimsel buluş dediklerimizin geçmişte, yaşam savaşında üstünlük sağladıkları hiç kuşkusuz doğrudur. Ama bunun hala geçerli olduğu pek açık değil: Bilimsel buluşlarımız pekala hepimizi yok edebilir. Yok etmese bile, eksiksiz birleşik teoriye erişmemiz, yaşamımızı sürdürebilme olasılığımızı pek değiştirmeyebilir. Ama evrenin evriminin bellikurallara uyduğu düşünülürse, doğal seçimin bizebağışladığı akıl yürütme yetisinin eksiksiz birleşik teroriyi bulmada ve bizi yanlış sonuçlardan uzak tutmada da geçerli olacağını umabiliriz.”(S.W.Hawking)
Yönetenlerin elinde bulunan bazı teoriler, yeterli gibi görünse de, beklenmedik gelişmeler karşısında da aynı oranda çaresizdir. Ülkeyi yönetmede kendi açılarından geliştirdikleri “kusursuz” sanılan yöntemlerin daha da araştırılması, derine inmesi gibi ikna çabalarının yarar sağlamayacağı açık...
Ama şunu da eklemek gerek: Var olan ve yönetenler tarafından “kusursuz” gibi görünen teorilerin, varlıklarını sürdürmekte yeterli olmayacağı da gün gibi ortadadır. Yaşam biçiminde yapılmak istenen değişiklikler, kusursuzluğu kuşku götürür yönetim biçimi açısından çatlakların doğmasına neden olmaktadır. Ancak insanoğlu, kendi geliştirdiği teoriler içinde başarı mutluluğundan boğulurken, sistemin çatırdadığının da farkına varmamaktadır. Tüm “tiranlıkların, despot yönetimlerin” çöküşü, bu “Jüpiter” kusursuzluğundan kaynaklanmıştır.

Mümtaz İdil
Odatv.com

23.01.2011 13:45

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.