9 Ocak 2011 Pazar

HASAN BÜLENT KAHRAMAN’I CHP NASIL HAZMEDECEK?

Dartmouth Milletvekili Sir Nicholas Bacon, İngiltere Kraliçesi I.Elizabeth’in yanında krallık mühürdarlığı yaptığı sırada, bir gün Kraliçe Herfordshire’deki evini ziyaret eder.
Elizabeth, evde küçük bir tur attıktan sonra, “Bu evi neden bu kadar küçük yaptırdınız Sir Bacon,” diye sorar.
Bacon’un yanıtı muhteşem bir “yalakalık” örneğidir ve tarihe de öyle geçer:
“Yanlışınız var majesteleri,” der. “Aslında ev küçük falan değil. Sizin büyüklüğünüz onu küçük gösteriyor.”
Demek yalakalığın da “niteliklisi” oluyor.
Cumhuriyet dönemi sanırım “yalakanın” en çok su yüzüne çıktığı bir dönemden geçiyor. İyi ama, insanın bu kadar kendini alçaltmasının ardında ne olabilir. Düz mantık bile ülkenin nereye doğru sürüklendiği konusunda yeteri kadar ipucu veriyor. Ama bu gidişin tam ortasında “üç maymunu” oynayan bir medyamız var.
Sağın, Erdoğan cephesinin en uç noktalarında dolaşan ve kendini solcu gibiymiş gibi gösterirken bu postundan sıyrılıp, “entellektüel” gibi görünmeye çalışan göz nuru danışmanlarımız CHP kadrosunda yerlerini almaya çalışıyorlar.
Belli ki CHP en azından “sıkı” bir muhalefet olma yolunda...
Yalaka burnu iyi koku alır zira. Ne yazık ki, oynanan bu oyunu göz göre göre yutacak ve sindireceğiz.
Cem Karaca’nın şarkısında olduğu gibi, “İşçi” olarak kalacak bir yığın“bedel” ödemiş insanlar olacak.
8 yıllık AKP iktidarının tüm hışmını çekmiş, yerlerinden edilmiş, maaşları kesilmiş, yazıları sansürlenmiş olanlar olası bir iktidar değişikliğinde de“taltif” edilmeyecekler ya da en azından kadroları için aday sayısı epeyce fazlalaşmış olacak.
Peki neden? Yani bu kadar açık bir şekilde tavrını belirtmiş sanatçıların, hiçbir şey olmamış gibi ellerini ovuşturarak yeni cephede saf tutmaları binlerce yıldır var olan bir “alışkanlık”.Onlarınki normal de, diğeri de mi “alışkanlık”?
Elbette sistem yalakalığa çok yatkın. Egemen olan güçler, inanılmaz olanaklara sahip. Bu da ekonomik sıkıntıdan tutun da, siyasi baskıya kadar çok geniş bir yelpazede başınız her an derde girebilir.
Bu çok amaçlı tuzaktan uzak durabilmenin bedeli genellikle çok ağırdır. Çünkü aradaki ilişki Faust ile Mephisto arasındaki ilişki kadar açıktır. Dünyanın en eski hikayelerinden biri olan şeytan ile insan arasındaki“aldatmaca” oyunudur. İşin tuhaf tarafı, bu ilişki her iki tarafın da rızasıyla olmaktadır. Durumu, hem şeytan hem de muhatabı iyi bilmektedir.
Tıpkı günümüzde olduğu gibi.
Hasan Bülent Kahraman, CHP Genel Başkan Yardımcılarından Hurşit Güneş’e verdiği sözü yerine getirmek için, “Peki sözümü tutuyorum CHP’ye üye olacağım,” demiş...
Breh breh breh...
Sabah’ta yazmayacağım diye bir söz vermediği çok açık.
ABD dönüşü “kağıt” piyasasına çok hızlı girmişti Hasan Bülent, sonra benle arası bozulan Attila İlhan’ın çıkardığı “Sanat Olayı” dergisinde yazı yazmaya başlamıştı. Ama ürkek yazıyordu. Cesaret edemediği yazılarda“dergicibaşı” rumuzunu kullanıyordu.
Bir sayıda, “Mümtaz İdil ve Veysel Öngören sığ sularda dolaşıyor,”başlığında, dizgicibaşı rumuzuyla rahmetli Veysel Öngören ile beni küçümseyen bir yazı yazmıştı.
Yazıyı Hasan Bülent’in yazdığını da bana, o sıralarda “kanka”sı olan Buket Uzuner söylemişti.
Yazıya cevabı Veysel Öngören verdi. Bana bırakmadı. Zehir zemberek de bir yazı döşendi. Yarın dergisinde de yayınlandı.
Daha sonra Hasan Bülent ile yolum Kültür Bakanlığı’nda kesişecekti.
Kendisini müsteşar gibi gören havalarda dolaşıyordu. Çünkü Bakan Fikri Sağlar’a çok yakındı. Daha sonra gelen bakanlarla da arası hep iyi gitti.
Ercan Karakaş’ın çok kısa süren Kültür Bakanlığı sırasında bir ara odasına gittim. Sinema Genel Müdürlüğü’nden ayrıldığım için de bir yolunu bulup kendime daha iyi bir yer ayarlamaya çalışıyordum açıkçası.
“Ercan yakın dostum,” demişti bana, ki doğruydu. Doğru olmayan,“İstesem şimdi CHP’ye genel sekreter olurum,” demişti. Ben de inanmıştım. Sonra Genel Sekreter Adnan Keskin’e sorduğumda, gülümseyerek, “fena atmış;” demişti.
Sonra Fikri Sağlar yeniden geldi bakan olarak. Ben de danışmanlık yapıyordum. Bir gece gazetecileri Gaziosmanpaşa’da bir yerde yemeğe davet etti Fikri Sağlar, beni de...
Derya Sazak, Mustafa Balbay, Sedat Ergin, Hasan Bülent Kahraman, Fikri Sağlar ve ben. O sıralarda sanırım İstanbul’da Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışma hazırlığındaydı.
Buraya kadarı normal. Ama ne olduysa, CHP ile, kim bilir belki de Deniz Baykal ve ekibiyle yaşadığı “anlaşmazlık” onu CHP’nin tam karşısına itti. Böylesine “ulvi” bir sürüklenme kabul edilebilirdi, ama Radikal’de başlayıp Sabah gazetesinde noktalanan köşe yazarlığını CHP nasıl sindirecek, bunu bilemiyorum.
Biraz mistik olacak belki ama, Goethe’nin Faust adlı tragedyasında, Mephisto ile Faust arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Tanrı vardır. Bir başka deyişle, Faust’un Tanrı’ya karşı bir sorumluluğu, Mephisto’nun da korkusu vardır.
Günümüzde, şeytan ile insan arasındaki bu tür ilişkiye “hakemlik” edecek üçüncü bir kişi yoktur. Bu yüzdendir ki, pazarlık alabildiğine “vahşi”geçmekte, kimi zaman da şeytanın kaybettiği durumlara rastlanmaktadır.

Mümtaz İdil
Odatv.com

09.01.2011 01:10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.