31 Ekim 2010 Pazar

ATATÜRK O ÖRTÜYÜ NASIL AÇTI

Yıl 1928...

Çankaya köşkünde Cumhuriyet’in kuruluşunun yıldönümü nedeniyle bir resepsiyon verilmekte.
Resepsiyon sırasında Çankaya’daki diplomatik uygulamanın ne ölçüde “sıkı” olduğunu gösteren bir olay gerçekleşir:.
“Bu olay da Mustafa Kemal’in fese karşı tepkisinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koymaktadır. O sırada Fransa’nın Ankara Büyükelçisi olan Kont de Sambru olayı şöyle anlatır: ‘Kabulde iki yüze yakın diplomat vardı. Uzun fesi ile Mısır elçisi dikkati çekiyordu. Mustafa Kemal, yanındakilere onu alaylı bakışlarla gösteriyordu. Zavallı meslektaşım hiç bir şeyden kuşku duymuyordu. Tam müzik çalarken Mustafa Kemal yerinden kalktı, Mısır Büyükelçisi’nin yanına gitti ve yanında bulunan garsonlardan birinin kulağına bir şeyler söyledikten sonra Mısırlı diplomatın omzuna vurdu. Onu öpecek sandım. Ama çevik bir davranışla birdenbire Mısırlı diplomatın fesini kaptı ve garsonun gümüş tepsisine koydu. Hepimiz Mustafa Kemal’e özgü bu şakayı seyrediyorduk, iyi ki Mısırlı meslektaşım bu büyük adamın şakasını önemsemedi.” (Paraşkev Paruşev, çev: Naime Yılmaer)
O resepsiyon Türkiye için dönüm noktalarından yalnızca biriydi. Fes yasaklanmıştı ve fes giyenlere hoş gözle bakılmıyordu.

Bir Osmanlı geleneği terk ediliyor, onun yerine genç bir cumhuriyetin kurallarınan biri daha yürürlüğe konuyordu.

Değil bir Türk diplomatının veya bürokratının resepsiyona fesle gelmesi, yabancıların gelişi bile “sorun” olabiliyordu nitekim.

Mustafa Kemal’in fese karşı oluşunun temelinde önce “Araplığa”, ardından da Osmanlı geleneğinin sürdürülmesine karşı olmak yatıyordu.

Yani giyim ve kuşamın özgürlük değil değişimle ilgisi vardı.

Bunun da farkındaydı Mustafa Kemal.

Realite de bunu gösteriyordu.

Devrim, topyekün ve tavizsiz bir eylemdi.
BU ÖZGÜRLÜK DEĞİL

Bugüne geldiğimizde, bize masal okumasın “liberal-demokratlarımız”...

Kıyafetin özgürlük olduğunu dayatmasın.

Türban bal gibi bir değişimdir. Bir karşı devrim hareketidir. Bir özgürlük değil.

Mustafa Kemal nasıl dayanamayıp Mısır büyükelçisinin kafasındaki fesi bile gümüş tepsiye koyduysa ve değişimi uluslararası skandalı da göze alarak başlattıysa, iki gün önce Çankaya’daki resepsiyonda Hayrünisa Gül cumhuriyet geleneklerine karşı bir kıyafetle konukları karşıladıysa, Cumhurbaşkanı makamının eli sıkılmadan geçildiyse...

Bunun adı özgürlük değil, değişimdir.
Artık Türkiye farkına varmış olmalı.

Liberal aydınlarımız farkında değilmiş gibi davranmamalı.

Özgürlük adı altında ideolojilerin dayatıldığı gerçeğine sırtını dönmemeli.

Türkiye’de tersine bir değişim başlamıştır. Bu, iyi ya da kötü, Mustafa Kemal’in başlattığı devrime karşı devrim hamlesidir.

Epeyce de yol almıştır.
Bunda başarılı olunacak mı? Türkiye yeniden bazı çevrelerce “arzu edilen” fesli günlere ve onun peşi sıra gelen cumhuriyet öncesi döneme geri dönecek mi?

İşte bu çok zor görünüyor.

İlber Ortaylı’nın da dediği gibi, “Osmanlı döneminde de kıyılar daha ilerici ve aydınlıktı.”

Türbanı “bireysel özgürlük” olarak savunanların yukarıdaki “anekdotu” okumaları gerek.

Benimserler ya da tersi... Ama nasıl ki “baş üzerinden kapılan fes” bir özgürlüğün engellenmesi değil de bir değişimin başlangıcı olarak algılanıyorsa, türbanın da öyle kabul edilmesi gerek. Hangisi mi daha ileri?..

Değişim her zaman ileriye doğru olmuyor elbette...

Hatta 60 yıldır geriye doğru gidiyor.

Ama ortada bir “Stefan Zweig” direnci var.

Referandumun ertesi günü “zafer” ile uyanan AKP, elindekinin “Pirus Zaferi” olduğunu anlamakta gecikmedi.


Direnci hemen gördü.

Ve doğal olarak da kıyamlar hızlandı.

Oktay Ekşi’nin gidişi kıyamların ağır olanıdır.

Geri dönüşü olmayan bir yola girilmiştir artık ve Tayyip Erdoğan’ın, tıpkı Epiruslu Pirus gibi, “Tanrım, bir daha bana böyle bir zafer verme”diyeceği günlere hızla yaklaşılmakta...
Bu bir temenni değil, saptamadır.

Mümtaz İdil
Odatv.com 

31.10.2010 23:15

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.