21 Mayıs 2010 Cuma

“CEZALARINI ÇEKER BÖYLE ÖLÜRLER...”

Zonguldak...Adı bile kara...
Karaelmas, Karadon, Kara Deniz...
Eğrelti otlarının ağaç gibi yerden fışkırdığı, yapraklarını kara kömür tozlarının kapladığı, ağaçları, denizi bile kara Zonguldak...
Kapkara bir kent.
İşçilerin kasklarındaki ışığın aydınlatamadığı ölüm çukurlarına Çinçin Bağları’na, Sultanbeyli’ye yardım paketi için insanların ölüme gönderildiği “kara” kent.
Çıkan kömürün heryeri boyadığı...
Yazgısı bile kara kent...
Bir zamanlar Türkiye’nin en “bilinçli” işçi kesimine sahip, aydınlık bir kentti.
Ecevit’in amansız destekçisiydi.
Anımsarsınız, Zonguldak yürüyüşü dünyayı ayağa kaldırmış, işçi hareketinin neler yapabileceğini göstermişti.
Ama, üç-beş paraya işsizleri ocaklara doldurup, sendikasızlaştırdılar.
Çıkan bir avuç kömürü bir insanın hayatına eş tuttular.
Hep kaza oluyordu, yine oldu.
Duymuyorduk. Kimi iki vagon arasına sıkışıp ölüyordu, kimi asansörden düşüyordu, kimini elektrik çarpıyordu ve ölüyorlardı; ama tek tek ölümlerin önemi asla olmadı.
Alışıklar” ya...
Onlar “basit iş kazası” olarak bile kayıtlara geçmemiştir.
Afrika ülkelerindeki elmas madenlerinde kamçılarla çalışan işçi muamelesi gördüler. Sömürge valisinin emrindeki işçiler oldular.
Afrikalıların derileri karaydı, bizimkilerin kara boyalı.
Bu kadar duygu sömürüsü yeter!
Gelelim resmi söylemlere...
Önce Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız...
28 işçimizin cesetlerine ulaştık. Patlama anında ölmüşler. Karbon monoksit zehirlenmesiyle öldükleri belli oluyor.
Ben hata yapabilirim, ki yaptım. Karbon monoksit gazının patladığını söyledim. Çocukluktan öyle aklımda kalmış. Yorumcu arkadaşlar düzelttiler, sağolsunlar. Ama Enerji bakanının bunu söylemesi komik kaçıyor. Karbon monoksitten ölenler, patlamayla ölenler gibi ölmezler, en azından uyku halinde ölürler, yanılıyor muyum?
Ardından, üniversitelerden birinden bilirkişi olayı değerlendirdi: “Cesetler, bizim havuz diye nitelediğimiz yerde bulunmuş. Bu gibi grizu patlamalarında işçiler tembihlidir ve hemen su dolu havuzun oraya koşar ve başlarını havuzun suyuna sokarlar. Bu, patlamanın ilk şiddetini ve yanmayı atlatmak içindir.
Hani patlamada ölmüşlerdi?
Diğeri suçluyu buldu...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’e göre suçlu Danıştay.
Bakanımızın maden ocaklarının denetimi için yaptığı düzenlemelerle ilgili yönetmeliği Danıştay bozmuş...
Bak sen...
Üç nokta ile yazmaktan bıktım, ama cümlenin sonu gelmiyor bir türlü.
Çok sistematik, bilinçli şekilde çalıştık,” diyor Ömer Dinçer. “Analizler yaptık. Bunları yaparken sendikalar yanımızdaydı, maden mühendisleri odası bizle çalıştı, işçi örgütleri bizimleydi... Habersiz denetimler yaptık. Bakın, geçtiğimiz Mayıs ve Ekim aylarında, biz buraları denetlemişiz. Denetimde demişiz ki, burada teknolojik alt yapı var, yeterli...
Sonra?
Burada yapılması gereken yönergelere uymak. Biz, yönergeye uyun dedik. Kurallara uyun dedik.
Uymazlarsa...
Bakan şunu söyleyemedi: “Cezalarını çeker, böyle ölürler...
Eminim dilinin ucuna kadar gelmişti. Dilinin ucuna kadar başka şey de gelmişti ya, neyse...
Muhabir mikrofonu ağzından çekmese, belki onları da söyleyecekti.
Vaktimiz doldu sayın bakanım...
Nereye gidecekse, neyi yetiştirecekse muhabir arkadaş.
Bu ülkenin çivisi çıkmış.
İnsan hayatının köpek hayatı kadar bile değerinin kalmadığı ülkeye, 14’lük çivi bile az gelir artık.
Drakula çivisi gerek...

Mümtaz İdil
Odatv.com
21.05.2010 08:39

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.