19 Mayıs 2010 Çarşamba

BÖYLE SÖYLEMEYECEKTİNİZ

Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, maden ocağının çökmesiyle yerin yüzlerce metre altında mahsur kalan işçilerin bulunduğu bir yerde ulusal yas ilan edilir.
Otuz can...
Nazlı Ilıcak dün NTV televizyonunda konuktu.Öylesine bir AKP taraftarlığı oturmuş ki beynine, koyundan söz eder gibiydi 30 can için. 30 can ve 300 de çöken aile...
Ama hanımefendi canhıraş bir şekilde AKP’nin suçu olmadığını savunuyor,“dünyanın her yerinde bu tip kazalar oluyor,” diyebiliyordu.
Dünyada, gelişmiş ülkelerin hiçbirinde artık böyle kazalar olmuyor.
Bizde daha iki ay önce 19 kişi öldü.
Şimdi 30 kişi daha...Bakanlar göçük olan bölgede, ne halt edeceklerse...
Zamana bıraktılar artık. Zaman her şeyi olduğu gibi, bu ölümleri de gömecek. Unutulup gidecekler. Aileleri dışında arayan ve soranları olmayacak.
İran ile zenginleştirilmiş uranyum transferi mi... Önemli!
Baykal çekilmiş, Kılıçdaroğlu tek aday olarak kurultaya gidiyor... Önemli!
Erdoğan’a fahri doktor ünvanı verilmiş... Önemli!
Bir yığın “önemli” olay oluyor Türkiye’de, maden ocağı çökmüş, otuz işçi mahsur kalmış...
Ne önemi var!
Duygusal bir yazı oluyor farkındayım, ama gerçekten anlam veremiyorum bu kadar duyarsızlığa. Böylesi vurdum duymazlığa. Hele hele hafife alınıp da, “dünyanın her yerinde böyle kazalar oluyor,” mırıltılarına.
İyi ki kıyaslama falan yapmaya kalkmıyorlar: “Canım ne olacak, daha geçen gün uçak düştü altmış kişi öldü. Oluyor işte...”
Ölüm elbette kimseye yakışmaz.
Ama otuz saat ölümü beklemek. O süre içinde karısını, çocuklarını düşünmek... Ya da ne bileyim, buz gibi bir dondurma canı çekmek...Otuz saat düşüne düşüne ölmek.
Soracak insan da yok, yahu böyle ölmek nasıl bir şey diye...
Dedim ya, duygusal bir yazı bu. Çaresizliğin yazısı...
Biri düzeltmiş bir önceki yazımı... Karbon monoksit patlamazmış da, metan gazıymış patlayan...
Peki.
Öğrendiğim iyi oldu. Nasılsa bir daha göçük olacak, ben yine yazı yazmaya kalkacağım. Aklıma küpe olsun bu bilgi.
Tanrım, insanlar nelerle uğraşıyor.
Eylem, diyor kimileri de, oturup yazmakla olmaz bu iş.
Ne güzel söylemler bunlar, ne yerinde, ne kadar doğru...
Çelik çomak oynadığım arkadaşlarımın oğulları o göçük altında kalanlar. Aynı çeşmeden su içtiğim insanların çocukları.
Koşsam buradan Zonguldak’a kadar, onlara faydası var mı?
Bir kalemim var bunları anlatacak kadar, bir de oyum var karşı duracak.
Hepsi bu.
Bir de susmak... Ölümüne susmak ve hiç konuşmamak. Hepimiz bu durumda değil miyiz?
 


Mümtaz İdil

Odatv.com


19.05.2010 10:18

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.