3 Kasım 2009 Salı

BU BELEDİYELER SİNEMA FESTİVALİNİ NEDEN KABUL ETMEDİ

Ankara Film Festivali’ni Mahmut Tali Öngören kurmuştu.
Bu düşüncesini, Sümer Sokak’taki Bilim ve Sanat dergisine getirip de İlhan Alkan’a açtığında, bir de ben vardım.
Bu yüzden de uzun süre “kurucu üye” sıfatını taşıdım.
Sonra da unutuldum.
Ahmet Boyacıoğlu tıp doktorudur ve Zonguldak’tan çocukluk arkadaşım.
O ve şimdi artık Uçan Süpürge’nin yönetiminde olan Sevna, bir yönetim kurulu sonrası Ankara Film Festivali’nden ayrılıp, Avrupa Filmleri Festivali’ni oluşturdular.
Yıllardır da bunu başarıyla yürütüyorlar.
Ankara Film Festivali amacından ve şöhretinden çok şey kaybederken, Avrupa Filmleri Festivali, biraz da Amerikan sinemasına alternatif olduğu için, daha büyük adımlarla çok daha büyük başarılara imza attı.
Sinemayı, insanların ayağına götürmesi daha “cazip” geldi.
Avrupa filmlerini tercih etmeleri de hoş karşılandı.  
Bu yıl iş biraz değişti. Son üç yıldır gösterime Kars’tan başlayan festival, 2009 Yerel Seçimi ile birlikte değişen yönetim yüzünden 4 Aralık’ta Ankara’dan başlamak zorunda kaldı. Kars, tüm taleplere rağmen AKP yönetiminin yeni kalelerinden biri olduğunu gösterdi ve bırakın sinema festivaline başlangıç gücünü vermeyi, daha sanatsal(!) bir etkinliğe kalkışıp kentteki heykelleri kaldırmaya başladı.
Festivalin baba ocağı sayılan Kars’tan, kentin tüm güzelliğine, halkın sinema sevgisine rağmen Festival Yönetimi yeni gözde il olarak Artvin’e karar verdi.
Artvin Belediyesi, gezici festivali daha önce de ağırlamış ve üç gün kentin güzelliklerini sinemaseverlerle ve konuk sanatçılarla paylaşmıştı.
Üstelik bu kez festivalin uluslararası bölümüne de ev sahipliği yapmayı üstlendi.

Bütün bunlar festival yönetiminin yoğun çalışmasıyla ve Urfa, Edirne, Antakya, Çanakkale gibi belediyelerin reddinden sonra, bir mucize gibi “imdada” yetişti.
Herkes ve özellikle de “sosyal demokrat” da olsa belediyeler, sivil toplum kuruluşları böyle etkinliklere yardım etmekten uzak duruyorlar.
Gerekçe olarak da “daha önemli işleri, Türkiye’nin bulunduğu tehlikeli dönemeci vb,” gösteriyorlar.
“Açlık, işsizlik” edebiyatının arkasına sığınılıyor.
Sonuçta; tiyatrodan, sinemadan genel olarak kültürden hiç “haz etmeyen” yandaş belediyeler “yan çizerken”, umut olduğu sanılan belediyeler de “yan çiziyor”.
Bırakınız gerekçeleri, sonuçta ikisi de yan çiziyor mu, çiziyor.
Merkez buna yine benzer gerekçelerle kayıtsız mı, kayıtsız.
Gezici festivalin ya da diğer adıyla Avrupa Filmleri Festivali’nin yaşaması desteğe bağlı...
“İşsizlik, açlık, asgari ücret...”
İyi de bunlar gökten zembille inmedi bu ülkenin başına.
Kültür denilen şeyi “aman sendecilik” yapan “demokrat” yönetimler baş sorumlusudur.
Faşistler neden adam öldürüyor, işkence yapıyor diye soramazsınız, doğası gereğidir.
Dinciler neden din devleti kurmak istiyor neden her yeri tapınma yerleriyle dolduruyor, neden dinsel kurslar açıyor diye de soramazsınız, doğası gereğidir.
Sosyal demokrat dediğimiz “güruhun” da kültüre ağırlık vermesi gerekmez mi? Değilse, o zaman da doğası gereği değildir.
Değilse, sosyal demokrat falan da değildir.
Gezici festival bu yıl da yollara düşecek.
Bazı şeyler değişiyor tabii...
İzleyiciye sinemayı götürmenin cazibesi de kalmadı.
Başka cazibeler gerekiyor.
Bir ara sanatçıları götürmek çok büyük sükse yapmıştı.
Yönetimin işi zor.
Ama yine de yollardalar.
Başarılar dilemek ve belki de arada bir bu sayfalarda haberlerini yapmak bir “nebze” onlara destek olur.

A.Mümtaz İDİL
Odatv.com
03.11.2009 12:00

Not:

Bir iki basit açıklama:

Said-i Nursi ve Rasputin için “zeka”dan söz etmiş olmam, zekanın tarifiyle ilgili bir konudur. İyi piyano çalmak da zekadır bence. Asıl vurgulamak istediğim ise, bir insanı yok saymak ona en büyük desteği vermektir.
Rasputin ile ilgili bana bazı notlar gönderen (ve kızan) yorumculara yanıtım, Rasputin ile ilgili tek kitabın bana ait olduğunu hatırlatmaktır.
Tıpkı bir yorumcunun bana Puşkin’in Çar tarafından öldürülmeyip, bir basit kıskançlık düellosunda öldüğünü hatırlatması gibi. Oysa, düello D’Anthes denilen bir “düello” uzmanıyla yapılmıştır ve Puşkin’in hiç şansı yoktur. Bir kurmaca düellodur o. Puşkin’in yakın dostu Lermontov (ki o daha da genç öldü), “Smert Paet (Şair Öldü)” şiirinde bu komployu anlatır.
Zaten Puşkin de DTCF Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirme tezimdir.
Memuriyet anıları, her gün “ihbar mektubu, ıslak imza, liboşlar vb,” gibi haberlerden biraz uzaklaşmak içindir.

M.İ.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.