13 Mayıs 2012 Pazar

ERDAL EREN İLE CİHAN KIRMIZIGÜL AYNI DÖNEMİN KURBANLARI

12 Eylül faşist darbesinde yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren ile Galatasaray Üniversitesi Enüstri Mühendisliği Fakültesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül'e verilen 11 yıllık infaz cezası aynı şeydir. Erdal Eren davasında da elde somut delil yoktu, Cihan Kırmızıgül davasında da...
Erdal Eren'in gencecik hayatı kurban edildi, aynı ölçüde olmasa da Cihan Kırmızıgül'ün de hayatı bir anlamda kurban edildi. Sebep: "Emsal oluştursun!" Böyle hukuk olur mu? Sivil vesayetin ne aşamalara geldiğinin farkında mısınız? Bir yanda Başbakan bile güya durumdan şikayet edermiş gibi davranırken, diğer yandan mahkemeler ardı ardına tam yetkili kararlar veriyor. Başbakan, "yargıya müdahale edemiyoruz,"mesajını veriyor, ama yine aynı Başbakan, bir telefon ile Galatasaray'ın Şükrü Saracoğlu stadyumunda, kamera ışıkları altında kupayı almasını sağlayabiliyor. Bir bakıma tüm "sivil" otoriteyi tek kalemde çizebiliyor. Başbakan'ın ne kadar "güçlü" olduğu bilinmiyor mu sanki? Nelere, nerelere bir telefonla nasıl müdahale edebileceği bir giz mi?

Bugün anneler günü... Büyük bir olasılıkla binlerce anne oğlu için kaygı duymakta. En sıcak olanını ise herhalde Cihan Kırmızıgül'ün annesi yaşıyor. Bir yanda da tek başına hücresinde oğlunu özleyen Müyesser Yıldız. Bir anne için olabilecek en kötü konumda, binlercesi gibi. Ama onun daha da büyük bir iç ezikliği var: Haksız yere tutuklu olarak yargılanıyor. Kaçacak yeri yok, kaçabileceği tek yer oğlunun kolları. Nasıl olur da böyle bir durumda anneler günü kutlanabilir? Buruk değil mi içiniz, içimiz? 1 Mayıs İşçi Bayramı gibi kutlanıyor Anneler Günü de...

Daha dün Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde otogar inşaatının tavanının çökmesi sonucu on işçi göçük altında kaldı. Son on yılda Türkiye'de yaklaşık 11 bin işçi iş kazalarında yaşamını yitirirken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı işçi ölümlerini kadere bağlayabilecek kadar ileri gidebiliyor. Böyle bir ülkede yine aynı bakan, Türkiye'nin en büyük işvereni olarak 1 Mayıs'ta konuşma yapabiliyor. İşçiler işverenlerle birlikte halay çekiyor. Anneler günü de böyle bir şey işte. Türkiye'nin kanayan yarası Cumartesi Anneleri neyi kutlayacak peki? Bizim gibi, korkunun sokaklarda kol gezdiği ülkelerde bayramların rengi değişiktir. Her tarafta çiçekler açarken, baharı kutlamanın bile yutkunmak olduğu unutulmamalı. Elbette bu yazıyı karamsar bulanlar olacaktır. Ancak, Türkiye'nin genel havasına bakıldığında karamsarlıktan bir nebze olsun sıyrılmak mümkün mü? Cihan Kırmızıgül olayı, 12 Eylül faşizminden farklı bir tablo yaratmıyor. Özel Yetkili Mahkemeler o dönemin DGM'lerine parmak ısırtıyor. Oldum olasıya, "özel günlere" karşı tepkiliyim. Savaşların neden 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde daha da azdığını açıklayamadığım sürece bu böyle devam edecek. Gazeteciler Günü'nü kutluyoruz, 97'si içeride...  Neyin kutlaması bu?
Yakında Babalar Günü de gelecek. O zaman da aynı coşkuyla kutlayacağız. Oysa hapishaneler ağzına kadar babalarla dolu. Milyonlarca baba işsiz. Dünya Tiyatrolar gününü kutluyoruz, tiyatrolar kapatılıyor. "Bu ne yaman çelişki anne." Yine de mutlu azınlıkta kendilerine yer bulan anneleri yukarıdaki karamsar tablodan ayırıp, bu mutlu günlerini kutlamayı da borç biliyorum (çelişki falan değil, içtenlikle kutluyorum). 

Mümtaz İdil
Odatv.com

13.05.2012 14:55

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.