6 Ocak 2010 Çarşamba

AHMET ÜMİT NEDEN NOBEL ALMALIDIR?

Yoksul bir ülke olmanın bedelleri çok.
Ruanda’da insan hayatının sinek gibi haşareler kadar bile değeri olmadığı sanılıyor, ama organ bulunamadığı için ölümü bekleyen bir milyonlarca hasta da, yutkunarak bu ölümleri izliyor. Ölümlere değil de, boşuna ölmelerine üzülüyor.
Bu, istemeden de olsa, yaşamı organ nakline bağlı insanlar için aklından geçmek zorunda.
Bir de cebinde parası olduğu halde bir türlü organ bulamayanlar var. Yaşamayı yoksullara göre çok daha fazla hak ettiklerini(!) düşünen kesim yani.
Bunlar için organ bulamamak diye bir sorun yok. Yeter ki gözünü karartmasın.
Kişinin gözü önünde olmayan cinayetler, katliamlar, işkenceler içini burkar, ama daha fazlası da olmaz.
Bu yüzden de, cebinden çıkardığı desteleri, kendisine organ bulup da değiştirmesini istediği kişi veya kişilere uzatırken, bunun nasıl sağlanacağı konusunda hiç fikir yürütmemeyi tercih eder.
Nereden geldiği konusunda tahmin bile yürütmek istemez, bilir ama kondurmaz.
Peki ama, gencecik çocuklara, hayatlara kıyarak bu organları “cebi dolu”cambazlara taşıyanların durumu?
10-12 yaşlarındaki çocukları öldürmenin bir kolay yolu var mı acaba? Hani acı falan çektirmeden, şöyle tereyağından kıl çeker gibi...
Şöyle bir haberi okuyunca, “eh,” diyorsunuz, “yolu falan bile olmasa, bağırta bağırta da öldürse, bu mümkün...”
İzmit’te polisler bir çöp konteynerinde boğazı kesilmiş bir bebek bulup hastaneye yetiştirirler, ama bebek kurtarılamaz. Bebeğin doğum bileziğinden yola çıkan polis, evli bir kadına ulaşır. Kadın, “Gayrımeşru ilişkiden hamile kaldım. Korktuğum için kimseye anlatamadım. Hastaneye gidip doğurdum. Bakacak imkanım yoktu, kurtulmak istedim. (Vatan, 6.01)”Bu kadın, bir ana okulunda öğretmen.
Bu kadın, kendi çocuğunu öldürecek kadar “kendine dönük” bir yaratık.
Bu kadın, ölüp ölmediğine bile bakmadığı çocuğunu çöp konteynerine atacak ve arkasını dönüp gidecek kadar insanlıktan çıkmış.
Başkasının çocuğunu kıtır kıtır kesip de, organlarını satan biri bunun yanında “zemzem” suyuyla yıkanmış gibi durmuyor mu?
Kendi çocuğuna bunu yapabilen bir “annenin” yaşadığı toplumda...
Biraz zor bulursunuz Kayseri’de kaybolan üç çocuğu.
İçişlerimizin Bakanı Atalay, bütün hastane ve organ nakli yapan kuruluşlarda araştırma başlatmış...
TSK’nın “yatak odasında” faili meçhul cinayetlerin belgesini aramaya benziyor bu.
İşlediği cinayetleri fişleyerek arşive kaldıracak kadar salak bir örgüt olmayacağına göre, çaldığı organları resmi hastanelerde hayata geçirecek bir organ mafyası da bulmak aynı salaklık kategorisine giriyor.
Ama olur mu olur.
Bu ülkede öldürdüğü bebeğin doğum bileziğini üzerinde bırakan katil anneler, öldürdüğü kişinin cep telefonunu çalıp ilk fırsatta arkadaşını arayan tinerciler, el yazısıysa intihar notu yazıp elleri bağlı kurbanının başucuna bırakan eblehler, insan müsveddeleri...
Açıkçası, cinayeti bile “ağız tadıyla” işleyemeyen bu toplumda, cinayet romanları yazmanın güçlüğünü takdir ediyor, Nobel ödülünün dedikodularıyla bu ödülü alan Orhan Pamuk yerine Ahmet Ümit veya Osman Aysu’ya verilmesini öneriyorum.
Olmazı başarıyorlar çünkü.
Aptallıkların kol gezdiği ülkemden, zeka parıltıları çıkartıyorlar.
Demokrasiyi bürokrasiye çevirdiği için kimya ödülüne layık görülmesi gereken ülkemin “liberalleri” gibi.
Yakında Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti yazıverirler bir yerlere.
Demokrasi mi istediniz?
Buyurun...
Yazdık bile...
A. Mümtaz İdil
Odatv.com
06.01.2010 17:49

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.