6 Eylül 2009 Pazar

“ORHAN PAMUK ORİJİNAL GİBİ YANSITILIYOR”

Geleneksel gerçekçi edebiyatın 12 Eylül darbesi ile birlikte yavaş yavaş ortadan kalktığı biliniyor. Bu birdenbire olmasa da, belli bir program dahilinde, suya sabuna dokunmadan yazılan ve insanları günü birlik eğlenceye iten yazı türünün baş tacı edilmesiyle geleneksel gerçekçi edebiyat da tarihin kuytu köşelerine itildi.
Ancak unutulan bir şey vardı: Ne yapılırsa yapılsın, Lavosier’nin kimya için koyduğu daha sonra da her şey için geçerli olduğu düşünülen “yoktan var edilemez, vardan da yok edilemez” kuralı edebiyat için de geçerliydi ve son zamanlarda da bunun güzel örnekleri, gözlerden ırak da olsa “filiz” vermeye başladı.
Şükran Farımaz, 1984 yılında Akademi Kitabevi Öykü ödülünü aldığında pek dikkatleri çekmemişti. Farımaz kuvvetli bir geleneksel yazar olmanın ödülünü çok kötü bir zamanda, 12 Eylül sonrasında almıştı. Bu da uzun süre sesini duyuramamasına neden oldu.
Ne zaman ki Can Yayınları ile çalışmaya başladı, ondan sonra yavaş yavaş öykü dünyasında yerini almaya, Çehov veya Maupassant tipi öykünün yeniden sevilmesine ön ayak oldu.
Can Yayınları’ndan daha önce çıkan Bir Ağaç Bir Kadın, Bir Yılbaşı Masalı ve Güzel Şarkılar Kitabı önemli öyküler içermesine rağmen, Türkiye’nin çok satan kitapları arasına giremedi tabii ki.
Şimdi, önümüzdeki ay içinde Farımaz’ın, yine Can Yayınları’ndan Aşk Bu isimli bir öykü kitabı daha çıkıyor.
Kitaptaki iki öykü; Aşk Bu ve Kırmızı Pabuçlar öyküleri oldukça yetkin ve olgunluk dönemi öyküleri. Farımaz kitabındaki en sevdiği öyküsünü ise sır gibi saklıyor.
Bunları, arkadaşlığı ile onur duyduğum bir edebiyat kadınının reklamını yapmak, onun öykülerini tanıtmak için yazmıyorum. Yazmamdaki amaç, otuz yıldır Türkiye’deki edebiyatın hızla çöküntüye doğru gidişine vurgu yapmak.
O yüzden işte Orhan Kemal, Kemal Tahir, Reşat Nuri Güntekin, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve diğerleri cep telefonu kullanan, 2000 yıllarının her türlü teknolojisini kullanan, haberleri televizyondan izleyen bir kuşak haline getirilip, sündürüldükçe sündürülüyor. Bir zamanlar Holywood’un sıkıntı çektiği, hala da sıkıntıyı “bilim kurgu” dışında aşamadığı “konu sıkıntısı” yüzünden de eskileri yeniden çekip piyasaya sürdüğü duruma düştü Türk “dizi” dünyası. Eldeki malzemeler hem yeterli değil hem de “telif hakkı” nedeniyle maliyetleri onlarca kat artırıyor.
Buyurun, Orhan Pamuk’un “Masumiyet Müzesi” kitabını dizi yapın...
Peride Celal, Harold Robins, Kerime Nadir romanlarından konu olarak hiç farkı yok. Hatta zaman zaman onların düzeyinin de altına inen bir roman Masumiyet Müzesi. Bir tek Orhan Pamuk’un kendi adıyla romana sonlarda girmesi orijinalmiş gibi yansıtılmış, ama bu da çok denenen bir yöntem.
Sonuçta, Avrupa hala Shakespeare tiyatrolarına sıkı sıkı sarılıyorsa, Beckett’in “Godot’yu Beklerken” yerine hala Gogol’ün Müfettiş’ini veya Çehov’un “Üç Kız Kardeş”ini tercih ediyorsa, altında yatan neden “nesnel gerçeklikten” kopamamaktır.
Elbette ülkemiz henüz bu “karşılaştırmalı” döneme gelemedi. Yani eldeki malzemeleri aşan ve geriye dönme ihtiyacı duyurmayan eserler üretmekte hala çok başarılı değil. Bunun nedeni de yazarların “sanat” kaygıları.
Şükran Farımaz’ın bu ay sonuna kadar çıkacak olan yeni öykü kitabı bu yüzden beni umutlandırıyor ve onun gibi bir çok yazarın kendine yer bulamadığı için yazdıklarını yastık altına tıkıştırmaları da üzüyor.

A.Mümtaz İdil
Odatv.com
06.09.2009 00:00

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.