13 Aralık 2010 Pazartesi

ERDOĞAN İLE PUTİN ARASINDA NE FARK VAR

Bir başbakan... Şarkı söylüyor, daha da önemlisi piyano çalıyor.
Bizde piyano çalanlara küfrediliyor, beğenilmiyor.
Çek cumhurbaşkanı da yazardı. Nobel almıştı.
Piyano çalmanın insana neler kazandırdığını bilir misiniz? Ben, neler kaybettirdiğini biliyorum, çünkü çalamıyorum. Neler kazandırdığını ise tahmin bile edemiyorum.
Müzik konusunda çok yazılıp çizildi, bu işin ustaları bu konunun önemini vurgulayıp duruyorlar. Ama bir başbakanın piyano çalması gerçekten insanı derinden etkiliyor. Bu yalnızca bir dinleyici olarak değil, icracı olarak da müziğin içinde olması demek insanın. Sonuçta ağır bir eğitimden geçerek geliyor bu insanlar bu makamlara. Arada mutlaka “sanat” ile ilgili bir dal ile uğraşıyorlar. Rusya’da en çok tercih edilen de müzik sanatı.
Müziğin, eğitimin her kademesinde var olması, devlet kademesinde hangi aşamaya gelirse gelsin bu insanların dünyayı kavrayışlarında, insanları yönetmesinde ve en önemlisi insan sevgisinde çok olumlu etkiler yatarıyor.
Hemen akla Hitler gelebilir tabii... Toplama kamplarında, insanlar “gaz odalarına” gönderilirken, en yüksek perdeden Wagner çalındığı bilinir.
Bu yüzden Yahudiler Wagner’i sevmezler... Hitler doğmadan ölmüş olsa bile.
Bir başbakan çıkıyor, Chopin’in Mazurka’sından bir bölüm çalıyor...
Bir diğeri çıkıyor, “beraber yürüdük bu yollarda”yı söylüyor.
O da müzik, bu da müzik...
Öyle değil işte.
Rusya Başbakanı Vladimir Putin, kanser hastası çocukları yararına düzenlenen gecede çaldı piyanosunu. Öyle, benim kulaktan dolma gitar tellerine basmam gibi falan da değil. Kevin Costner, Kurt Russel, Gerard Deaprdieu gibi müzikten anlayanların ortasında çaldı.
Hatasız...
Üstüne bir de İngilizce şarkı söyledi.
Ceketini falan da beline dolamadan... Yaylana yaylana da değil. Edepli ve düzgün bir şekilde.
Müziği “kaderin” cilveleşmesiyle, “tepinmek” arasına sıkıştıran toplumların ne halde olduğunu görüyorsunuz.
Otobüste ayağınıza basanların gözünüzün içine, “ayağın orada ne arıyor” diye bakışını da anımsarsınız.
Neden yalnızca karısına ve direksiyonuna hakim olmaktan öte hiçbir “iktidarı” bulunmayan magandaların kaldırımlara kadar çıkıp insanları ezdiğini de anlıyorsunuzdur mutlaka.
Ya da kendini cin gibi sananların, dörtlülerini yakıp da sol şeritten dalarak, kuyruğun en önüne geçip, pişkin pişkin sağ sinyalini verdiğini?
“Bir şey soracaktım,” diyerek cinlik yapıp sıranızı kapanları...
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun,” efelenmeleriyle açılmayan kapıları açanları...
Bilirsiniz bunları.
Bunlar işte bir toplumda kültürün, özellikle de müzik kültürünün gelişmemesinden kaynaklanıyor. Ben değil, bilenler söylüyor bunu.
İki piyano, beş keman, dört fülüt, üç de gitar koyarak çok sesli müzik yaptığını sananların müzik yaptığı bir ülkede yaşıyoruz.
İki “hafif” parça çaldıktan sonra düğünlerde, daha insanlar limonatalarından ya da rakılarından ikinci yudumu bile almadan oyun havasına geçişimiz de bundan.
Son zamanların gelişmesidir bu... Daha önceleri yoktu.
İnsanların en azından “kafa” bulmaları beklenirdi... Şimdi, dördüncü şarkı “Kasap Havası”...
Eğlence denince anlaşılan bu. Böyle bir toplumun başka türlü eğlenmesi mümkün mü?
Neden Recep İvedik, Gora, Arog gibi filmlerin gişe yaptığını, “Emret Başbakanım” gibi dizilerin ise yayından kaldırıldığını anlıyor musunuz?
Polonyalılarla birlikte dünyada en çok “belden aşağı fıkra” üreten ülke olduğumuzu mesela?
Bu yüzden Putin gibi bir başbakan görünce insan düşünüyor...
Vasatın üzerinde satranç oyuncusuyum güya, Rus teknisyenleri Soma, Tunçbilek gibi açık ocak havzalarına trenle götürürken satranç oynardım onlarla. Hep yenerlerdi beni.
Bizim tavla kültürümüz, onlarda satranç ile örtüşüyor çünkü.
Arkada da güzel bir müzik eşlik ediyor onlara... Kim bilir, belki de başbakanları piyano çalıyor yine.

Mümtaz İdil
Odatv.com

13.12.2010 02:07

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.