20 Eylül 2010 Pazartesi

REFERANDUM BANA O KİTABI HATIRLATTI

Bir direnç olduğu kesin.
Cumhuriyetin inatçı bekçileri, AKP’nin sürüklemeye çalıştığı yola sessizce “hayır” diyorlar.
AKP’nin buna aldırdığı yok. O, yüzde 58’in zafer sarhoşluğu içinde.
Ama geride kalan yüzde 42’lik kitle, ciddi bir “sıkıntı” oluşturuyor onun için.
Henüz farkında değil.
İyi de, direnç nedir?
Bunu en güzel şekilde Stefan Zweig, “Satranç ve Bunalım” adlı öyküsünde anlatmış.
Öyküdeki dünya şampiyonu satranç oyuncusunu başını kaldırıp izleyicilere bakması gibi bir direnç hissediliyor.
Dünya satranç şampiyonlarından biri, şampiyonaya katılmak üzere bir gemiyle seyahat ederken, yolcular kendisiyle maç yapmak ister. Para düşkünü şampiyon, gruplar halinde gemi yolcularıyla satranç oynar ve hepsini kazanır. Sonunda yolcular gruplar halinde toplanıp, hamlelerini bir köşede planlayıp, şampiyonun karşısına öyle çıkmaya başlarlar, ama yine yenilmekten kurtulamazlar.
Bir gün aralarına bir “yabancı” katılır. Oyunu analiz eden gruba hamleyi nasıl yapmaları gerektiğini söyler ve “bu hamleyle ancak beraberliği kurtarırsınız, yoksa yenilgi kaçınılmaz,” der.
Yolcular şampiyonun karşısına gelirler ve “yabancının” önerdiği hamleyi yaparlar.
Şampiyon, tahtada belli bir güçle karşılaştığını anlar ve karşısında duran yolcu grubuna şöyle bir göz atar. O an “yabancıyla” göz göze gelir.
Direnç orada duruyordur işte…Öykü bu kadar değil elbet, o “yabancının” kim olduğu, geçmişi ve satrancı nereden öğrendiği anlatılır, ama bunun konumuzla ilgisi yok.
Konumuz “direnç”.Şimdi artık tüm AKP ve yandaşları böyle bir direncin farkındalar ve göz ucuyla da olsa bu direncin her hareketini izlemek zorundalar.
Yüzde 42’lik oy potansiyelinin hiç de öyle “hafife” alınacak bir oran olmadığının farkındalar. Durum öyle bir hal aldı ki, Kral Lear’de anlatıldığı gibi cumhuriyetçi kitle bir mağarada peşinden gelen ayı ile boğuşmak zorunda olduğunu fark etti.Kendini uçurumdan atmaya hiç niyeti olmadığını gösterdi.
Bu, sıkı ve göz ardı edilemeyecek bir direnç.
Sanırım, Recep Tayyip Erdoğan dışında tüm AKP’de tedirginlik var. Başbakan’da yok, çünkü herşeyin üstesinden geleceği konusunda kendinden çok emin. Bu da aşırı bir güven gösterisine dönüşüyor.
Napolyon’un Rusya seferi öncesindeki gurur ve baş dönmesi ile besleniyor. Nasılsa, önüne çıkan tüm engelleri aşacağına inanıyor.
Bu da ülkeyi giderek daha ayrılıkçı ve sıkıntılı duruma sokuyor, ama Recep Tayyip Erdoğan için bunun fazla bir önemi yok.
Şimdi artık tek hedef kaldı iktidar partisi için: 2011’de gerçekleşecek seçimler.Erdoğan için de Başkanlık sistemi, olmazsa en azından cumhurbaşkanlığı...
Bunlar çantada keklik görünümünde.
Ama Erdoğan dışındaki herkes iyi biliyor ki, “hayır” sayısı bu kadar değildi.
Yüzde 49, yüzde 51 gibi bir oran çıksaydı eğer, bu AKP kurmayları için o kadar büyük tehlike sayılmayacaktı.
Onlar da biliyorlar ki, MHP artık yok. Toparlaması da önümüzdeki seçime kadar mümkün değil.
Geriye kemikleşmiş “Atatürkçü” kesimin oyları kalıyor ki, ürkütücü olan da bu.
“Direnç” bu noktada kendini gösteriyor işte.
Zweig’in şampiyonunun gözlerindeki gibi yani.


Mümtaz İDİL
Odatv.com


20.09.2010 00:40

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.