6 Eylül 2010 Pazartesi

BU KADAR MI KORKULUYOR “HAYIR” DENMESİNDEN

Bertholt Brecht’in “Bay Keuner’in Öyküleri”kitabındaydı sanırım. Yıllar önce okuduğum için ancak hatırlayabildiğim kadarını yazabiliyorum:
“Bay K evinin camından sokağa bakıyordu. Kaldırımda yürüyen genç ve alımlı bir kız gördü. Hayranlıkla bu güzelliği izlerken, tam o sırada kızın yanından iri yarı, suratsız, karanlık görünümlü bir adam geçti. Adamın gölgesi kızın üzerine vurdu. Kız soldu, karardı, çirkinleşti...”
Brecht’in sözünü ettiğim öykü kitabı paragraf düzeyindeki kısa öykülerden, değinmelerden oluşuyordu ve Ahmet Cemal çevirisiydi.
Öykü aklıma, dün kazandığımız Fransa maçını izlerken geldi.
12 yürekli adam, Yılmaz Özdil’in deyişiyle de 13. dev adam da kenarda. Hasta haliyle takımını yalnız bırakmamış. Üstelik tedaviyi de kabul etmemiş... 4 faullü Tanyeviç...
Müthiş bir takım oyunu. Müthiş özveri ve inanılmaz bir savaş...
İnsanın tüm duygularını allak bullak eden, ruhunu titreten, yeri göğü inleten bir zafer...
Tanyeviç’in “alan savunmasını” yeniden yaratışı...
Ne derseniz deyin...
Bilemem daha önce kaç kez yendik Fransa’yı, kaç kez de boynumuz bükük döndük...
Ama dünkü maçta takımımız bir buldozer gibiydi...
Eh, beşte beş galibiyetle gelmişlerdi.
Ama ah o Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel yok mu...
Ah o yok mu...
Ah o “alımlı kızın” üzerine düşen koca gölge...
Çelebi Efendi hatırlattı önce...
“Hayır, dedim, öyle demedi... Dememiştir... Olamaz... Yani ‘12 Eylül’de iki heyecan yaşayacağız,’ dedi. Ben öyle duydum...”Çelebi Efendi kendinden emin, ‘Ben gazetelerin yalancısıyım,’ dedi.
İnanamadım.
Sonra da Çelebi Efendi’nin yazısında okudum.
Fransa maçı öncesi:
“Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, Başbakan’a Dünya Şampiyonası finalinin 12 Eylül’de oynanacağını hatırlatarak, ‘İnşallah 12 Eylül’de çifte zafer’ demiş.”Tıpkı Bay K’nın öyküsündeki gibi...
Sonra aklıma Koç Tanyeviç geldi... Türk Milli Takımı’nı dünyanın en prestijli takımlarından biri yapan Tanyeviç...
Ardından tüm yüreklerini sahaya yalnızca bu ulus için, asla Turgay Demirer veya başkası için değil, bu ulus için koyan 12 pırıl pırıl genç insan aklıma geldi...
Belki biraz koçlarına “armağan” için...
Ama asla başka bir şey değil... Asla biri veya birileri için değil.
Bir ulus için... Milli Takım forması için.
Bay K’nın anlattığı genç kızın üzerindeki karanlık gölge dağıldı, yeniden o pırıl pırıl güzellik ortaya çıktı.
Misak-ı Milli sınırlarını tartışmaya açan, ülkeyi bölünme sınırlarında dolaştıran, alt kimlik-üst kimlik tartışmaları yaratan, insanları kendi ülkesinde yabancılaştıran bir siyasi anlayışın, spora uzanan en üstteki temsilcilerinden birinin böyle bir şeyi siyasi malzeme olarak kullanması nasıl açıklanabilir?
Nedir bunun bedeli? İkramiyesi? Ederi?
Sahaya çıkan Milli Takım... Bir “kıymet-i harbiyesi’ varsa eğer...
Kurum, okul, şirket takımı değil ki...
12 Eylül’de Milli Basketbol takımımız Dünya Şampiyonu olursa, bu nasıl referandum sonucunda çıkacak “Evet” ile karşılaştırılabilir?
Bu kadar mı şirazesi çıktı bu işin, bu kadar mı korkuluyor “Hayır”denmesinden? Şimdi mi ihtiyaç var “ret edilen, kabul edilmeyen, horlanan” milli duygulara?
Bu mudur karşısına çıkan tüm takımları devirmeye yemin etmiş Milli Takım’dan çıkarılacak tek mesaj?
Bu, iktidar olmakla ülkeye sahip olmayı sanmaktır beyler... Dikkat lütfen.
Milli Maç ve referandum... İkisini de “maç” olarak gören “demokratik” bir iktidar...
Hey! AKP'ye oy vermeyen yüzde 53... Anlıyor musunuz şimdi?
Tugay Demirel ve benzerlerinin gözünde bizler "Fransız" kaldık.
Pes doğrusu...


Mümtaz İdil

Odatv.com


06.09.2010 12:58

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.