16 Şubat 2013 Cumartesi

Mümtaz İdil: Hemingway intihar etmedi kendini öldürdü

Küba'nın efsanevi başkanı Fidel Castro, Ernest Hemingway öldüğünde ona olan hayranlığını gösteren bir heykelini yaptırdı. Yukarıdaki başlık çelişkili ya da ilginçlik olsun diye çarpıtılmış gelebilir, ama öyle olmadığı görülecektir. İlk gençlik yıllarından "ihtiyar balıkçı" oluncaya dek geçen yaşamında, duyduğu her savaşa balıklama atlayan Ernest Hemingway'in, ağzına bir av tüfeğini dayayıp da intihar ettiğine inanmak benim için olanaksız. 
Ölümünün intihar mı, kaza mı olduğu da henüz anlaşılabilmiş değildir, ama ben kaza olduğuna da inanmıyorum. Jack London'u, Stefan Zweig'i, Wirginia Wolf'u, Cesare Pavase'yi, Albert Camus'yü, Yesenin'i, hatta onun intiharıyla alay eden Mayakovski'yi bile kabul edebiliyorum da, Hemingway'e gelince duraksıyorum. İntiharlara karşı büyük saygım var. İntihar, eğer psikolojik bir rahatsızlık değilse, yaşamla vedalaşmayı ilahi bir tören haline dönüştürmenin trajik ama bilinçli bir sonucudur. Dikkat edilirse, teşebbüs değildir sözü edilen. Köprü korkuluklarında sevgilisini, annesini, ünlü futbolcuları, Hülya Avşar'ı çağıran şaklabanlardan hiç değildir. Sözü edilen, artık dönüşü olmayan bir yola çıkmaktır. Üzücü, ama mangal gibi yürek isteyen bir karardır insanın kendisini yok etme kararı. Şakası yoktur, pişmanlığı, "keşke"si hiç yoktur. 
İntihar etmiş yazarların yaşamlarına ve bıraktıkları eserlere bakıldığında, intihar edeceğine ilişkin bazı ipuçları bulmak mümkündür. Ölümün bir kurtuluş olduğunu, sanki her şeyi bir kalemde silip, yeniden ve başka bir yaşam döneminin ilk adımı göründüğünü yansıttıkları olmuştur. Sözgelimi, bütün yaşamı gerçek bir macera ile geçen ve iki romanı dışında, hemen tüm romanları yaşam sevinciyle donanmış Jack London'un bir kitabı vardır ki, bir yazarın otobiyografisini ölümünden önce yazması gibi bir şeydir: Martin Eeden. Cesare Pavase'nin günlüğünün ilk sayfalarında, 14 Ağustos'ta intihar edeceğini okursunuz, kitap da zaten 13 Ağustos'ta biter. 14'ünde de artık yazar yoktur.
Mayakovski'nin, Yesenin'in dizelerinde, Wirginia Woolf'un baş ağrılarında intihar ipuçları dolaşır durdur. Kimi zaman sert ve soğuk bir rüzgar gibi çarpar yüzünüze, ama fark etmemeyi yeğlersiniz, kim zaman da çok hafif bir sezdirmeyle, ne bileyim, sözgelimi güneşin batışıyla kendi batışı arasında koşutluk kurarak yaklaşır yazar. İlk kitabı "In Our Times"dan, son kitabı "Yaşlı Adam ve Deniz" romanına kadar yazdığı hemen tüm kitaplarında, Hemingway'in intiharı düşündüğüne ilişkin ipuçları bulmak zordur. "Öğleden Sonra Ölüm" adlı kitabı, İspanya'daki boğa güreşlerini anlatan, daha çok teknik bir kitaptır. Ölüme ilişkin düşüncelerini en çok somutlaştırdığı bu kitabında Hemingway, "Ölüm, der, kaçınılmaz gerçektir. İnsanın emin olabileceği tek şey, tek kesinliktir. En basit şeylerden başlayarak, yazarlık mesleğinde kendimi deniyorum. En basit, en gerçek şeylerden biri de kesin ölümdür." Akla hemen intiharı getiren cümleler gibi görünüyor bunlar, ama değil. Buradaki ölüm, Hemingway'ın yaşamı boyunca üzerinden atamadığı "öldürme tutkusundan" kaynaklanan ölümdür. 
ÖLÜMLE SONLANDIRABİLECEĞİ TEK MALZEME
Hemingway, daha "reşit" sayılabilecek yaşa gelmeden, 1917 yılında İtalya cephesinde birinci dünya savaşına katılmış, yaralanmış, iyileşmiş ve yine savaşa dönmüştür. Sonradan bu yaşadıklarını, "Silahlara Veda" romanında anlatır. İkinci dünya Savaşı'nda Fransa ve İtalya'da cephelere katılmıştır. İspanya İç Savaşı'nda Franko'ya karşı direnişçilerin yanında yer almıştır. Ama bir gün gelir, Hemingway için savaşlar biter. Daha doğrusu, yeryüzünde artık soğuk savaş vardır ve Hemingway'in savaşı değildir bu savaş. Bu kez kendini İspanya'daki boğa güreşlerine adar. Boğaların matadorlar tarafından öldürülüşünü gözler. Bu da yetmez. Afrika'da safari gezilerine katılır. Tüm bunların ana teması ölüm değil, öldürmedir. Ünlü yazar, yaşamını ölüm ve öldürme üzerine kurmuştur. Ancak buradaki ölüm intihar, öldürme de cinayet anlamında değildir. Savaşlarda, bitince boğa güreşlerinde, bitince safari gezilerinde yaşanan ölümdür, öldürmedir.

Ölüm Hemingway için asla bir başka dünyaya geçiş, ilahi güçlere teslim olma ve acıların son durağı kabul edilen kurtuluş değildir. Tıpkı "Öğleden Sonra Ölüm" kitabında yazdığı gibi "kesin sonuçtur". Hemingway de, ölümün canlı tanığı olmaktan değişik bir haz duymaktadır. Yanlış anlaşılmasın, bu bir başkasının öldüğünü görmekten ya da bir başkasını öldürmekten kaynaklanan bir haz değildir. Anlatılmak istenen, bir terzinin elindeki kumaşı biçimlendirirken duyduğu haz türünden bir haz, yani kumaşı hiç düşünmeyen bir hazdır. Anımsarsanız, "Yaşlı Adam ve Deniz" romanında bile yazar, ihtiyar balıkçının yakaladığı balığı kendisinden önce başka bir yaratığın öldürmesine dayanamayıp feryat etmesini anlatmaktadır. Hemingway, bu tutkusunun peşinde yıllarca koştuktan sonra, artık elinde ölümle sonlandırabileceği tek malzemesi kaldığının farkına varmıştır. Bu malzeme de kendisidir. Belki de tüm yaşamı boyunca öldürdüğü tek insan kendisi olmuştur ve eminim bunu da büyük bir hazla yapmıştır.
EN BÜYÜK TUTKUSU…
Bu nedenle de, yazının başından sonuna kadar, "kendini öldürme"den kaçınarak, intihar sözcüğünü kullandım. Çünkü bence, her ikisi de, en azından Hemingway özelinde, çok farklı iki eylemdir. İntihar, çoğu zaman yaşamın çekilmez hale gelmesinin, umudun tükenmesinin yada kişinin artık yaşamda yapacak bir şeyi kalmadığına inanmasının trajik sonucudur. Kuşkusuz, intihar edenlerin hiçbirine, bu eylemi niye yaptıklarını sorma şansı yoktur. Ancak, gerek bıraktıkları mesajlardan, gerekse yaşamlarındaki "ölüme koşuş özleminden" bazı çıkarsamalar yapmak mümkündür. Oysa, Hemingway'in ölümü, ne anlık bir "çılgınlık" sonucu ne de umutsuzluktan kaynaklanan bir tetik çekme işidir. Hemingway, en büyük tutkusunu kendi üzerinde denemiş ve başarılı olmuştur.
Tüm bu yazılanlar bir savdır, bir bakış açısıdır ve bu satırları yazanın kişisel sorumluluğu altındadır. Hemingway'in ne kadar değerli bir romancı olduğu, Nobel'i kaleminin hakkıyla aldığı, "Yaşlı Adam ve Deniz" romanın dünya edebiyatının baş yapıtlarından biri olduğunu sıralamak, herhangi bir ansiklopedide kolaylıkla bulunacak bu bilgileri yeniden aktarmak, okura hakaret etmekle eş anlamlıdır.
Hemingway'in kucağındaki tüfeğin tetiğine bilerek ya da bilmeyerek basıp basmadığı, hiçbir zaman yanıtlanamayacak bir sorudur. Bütün bu soruların yanıtı, Hemingway'in artık yaşamayan beyniyle birlikte ortadan kalkmıştır. Bu yazıda olduğu gibi, yanıtı asla verilemeyecek sorular üzerine kurgulanan fantezi yazılar, okura yalnızca ellerindeki kağıdın arkasına da bakmayı hatırlatır. İnsanlar, bir de ellerindeki kağıdın arkasını çevirip, olaylara oradan bakar, ama yine kağıdın ön yüzünü okumaya devam edebilirler. Fark, kağıdın arkasına bakmış olmalarıdır. Önemli fark ise, bir başka kağıdı ellerinde aldıklarında, arkasına bakma ihtiyacı duyup duymadıklarıdır.

Mümtaz İdil
Odatv.com

16.02.2013 03:35

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.