11 Nisan 2012 Çarşamba

RÖVANŞİZM Mİ?.. BUMERANG GİBİDİR...

Fransız devriminin tüm dünyaya öğrettiği en büyük öğretilerden biri de "rövanşizmin" bumerang gibi dönüp sahibini de vurmasıydı. Devrimin zalim çocuklarından Robespierre, devrim yasalarına dayanarak 49 gün içinde bin 376 kişiyi giyotine gönderdiğinde, düşmanı olarak gördüğü devrimin öz çocuklarının oklarının bir gün kendisine de dönebileceğini hiç hesap etmemişti.
Robespierre'in bir başka özelliği de vardı: Kadınlara karşı öylesine dikkatliydi ki, kız olduğu için kendi kardeşini bile dışlamıştı.
Paradan da uzak duruyordu. Diktatöryal yönetimlerde önce "kuşku" palazlanır, ardından da "korku"... Ancak korku son noktadır. Bir sonraki aşama artık ölümdür. Ölümden başka çıkış kapısı bulamayan insanoğlu, döner kendini öldürmeye çalışan korkuyla savaşır. Shakespeare'in ünlü tiradında olduğu gibi: Bir mağarada koşuyorsunuz. Arkanızdan bir ayı kovalıyor. Mağaranın ucu bir uçurumla denizde bitiyor. Uçurumun kenarına geldiğinizde aşağı mı atlarsınız, yoksa döner ayıyla mı boğuşursunuz?" İnsanları dönüp ayıyla boğuşmak zorunda bırakırsanız, onlar da boğuşur. Kimse garanti olan ölümü, yani uçurumu seçmez, bir umut ayıyı yenebileceğini düşünür. Fransız Devrimi sırasında da halk bu duruma gelmişti. Robespierre, en yakın dostları Danton, Lavosier, Andre Chenier, Camille Desmoulins, Chaumette, Hebert ve benzerlerini de giyotine göndermişti. Kendince bunu yaparken Fransa'nın ve Devrimin yararına çalıştığına inanıyordu.
Ama öyle gün geldi ki, Fransa ve Devrim adına bu kez giyotine giden kendi kafası oluyordu. Daha kana doymamıştı Robespierre, Kurucu Meclis'te esaslı bir temizlik yapması gerektiğine inanıyordu.
Ama rüzgar tersine döndü. Çok güçlü olduğunu sandığı anda her şey bir anda altüst oluverdi. "Kuşku çağı" başlamıştı artık. En yakın dostlarından bile kuşkulanır olmuştu. Sonra ardından beklenen duygu geldi: Korku... En güvendiğini sandığı arkadaşlarıyla bir Genel Güvenlik Komitesi kurdu. Bütün kuruluşların içine kendi adamlarını yerleştirdi ve onları yakın takibe aldı. Ama kuşkunun doğurduğu korku adım adım geliyordu. En yakın dostlarından Barrere, Meclis'te yaptığı konuşmada giyotine giden yakın dostları için, "Ruhları hep aramızda dolaşıyor!.." diye haykırdı.
Başkaldırı büyüyordu. Robespierre, 27 Temmuz 1794 günü  Meclis'i topladı. Tüm Meclis üyelerinden kendisine karşı olanları giyotine gönderme yetkisi istedi ve boş kağıtlara imza attırdı. Bu tehlikeli bir girişimdi. Zira boş kağıda imza atan tüm vekiller, bir anda kendilerini de giyotinin önünde bulabilirdi. Korku bu kez meclise geçmişti. Muhalefet güçlendi ve meclis Ropespierre'e karşı cephe aldı. Ertesi gün Robespierre için bir hesaplaşma günüydü.  Robespierre, korku kartını yeniden kullandı. Etrafa bir çok Robespierre yanlısının silahlandığını ve meclisi basacakları dedikodusu yayıldı. Robespierre'in  o sırada tek derdi vardı, Meclis'teki muhalefeti giyotine göndermek. Ama umduğu olmadı. Kürsüye Robespierre'in amansız düşmanlarından Tallien çıkmıştı. Elinde bir bıçak vardı. Sahne Meclis üyelerini derinden etkilemişti. Robespierre bu kadarını beklemiyordu. Tallien konuşmasına şöyle başladı: "Fransa'da kimin suikastlar düzenlediği acığa çıkmıştır! Oliver Cromwell'in ordusunu kuruşuna tanık oldum. Robespierre taktiği uyguluyordu Cromwell. Yine de Devrim Meclisi'nin Robespierre'i suçlu bulmayacağını düşündüm ve bir karar verdim. Yanıma bu bıçağı aldım. Eğer yüce Meclis onu suçlu bulmayacak olursa, yüreğini bu bıçakla deleceğim!.." Bu inanılmaz ve beklenmedik bir konuşmaydı.
Devrim, çocuklarını yemeye Robespierre ile başlamıştı ve yemeye devam ediyordu. İçini korku salan Robespierre kürsüye çıkıp son kozunu oynadı."Siz...  Yüce Meclis'i dolduran sizler!.. Temiz insanlar!.. Eşkiyalara değil, size sesleniyorum!" Ama konuşması yarıda kesildi. Umduğunu bulamamıştı. Son bir çabayla, biraz da kabalaşarak Meclis Başkanı'na seslendi: "Meclis Başkanı! Senden söz istiyorum!" O sırada beklenmedik bir şey oldu. Robespierre'in düşünmeden giyotine gönderdiği Danton'un yakın arkadaşlarından Garnier de Santes yerinden fırlayarak bağırdı: "Sen  bizi değil, acımadan giyotine gönderdiğin Danton'u ikna et!" Bu artık son noktaydı. Meclis hep bir ağızdan Robespierre'in tutuklanmasını istiyordu. Robespierre, binlerce insanı gözünü kırpmadan giyotine gönderen bu
adam Meclis'e haykırmaya başladı: "Katiller Meclis'i!.." Aynı Meclis'ten kararlar alarak binlerce insanı giyotine gönderdiğini unutmuşa benziyordu... Bumerang geri dönmüştü... Robespierre büyük bir telaşla eski dostlarını, silah arkadaşlarını yardıma çağırarak direnmeye çalıştı. Ama yenilgiye uğradı. Belediye sarayına sığınmak zorunda kaldı, ama Meclis bir kez "kelle" almaya karar vermişti. Tüm güçleri toplayarak Belediye sarayına saldırdı. Her şeyin bittiğini anlayan Robespierre tek atar tabancasını şakağına dayayarak ateşledi, ama kurşun hedefini bulmamış, yalnızca çene kemiğini kırmıştı. Giyotinden kurtulmak için tek şansını denedi: Ölü taklidi yapmak. Ama yutmadılar. Bir merdiven altında, korkudan titrerken yakalandı. Kuşku korkuyu getirmiş ve en şiddetli biçimde yaşamasına neden olmuştu. Halkın protestoları, ıslıkları ve tükürükleri arasında sürüklene sürüklene giyotine götürüldü.
Paris müthiş yağmurlu bir gün yaşıyordu. Cellat öylesine acımasızdı ki, kırılan çene kemiğine yapılan pansuman desteğini tüm gücüyle çekti. Robespierre'in çenesi kırıldığı yerden düştü. Acıyla bağırdı. Dişlerinin yere döküldüğünü gördü ve ağladı... Kendinde olmayan bir halde başını giyotin tezgahına koydu. Birkaç saniye sonra hala çevreyi kollamaya çalışan, dehşet içinde açılmış gözleriyle kafası ölümünü bekleyen kalabalığa doğru yuvarlandı...
Nereden aklıma geldiyse...

Mümtaz İdil
Odatv.com

11.04.2012 13:07

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.